Uzmanlık Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11499/67669
Browse
15 results
Search Results
Specialist Thesis Denizli ilinde cezaevinde kalan tutuklu ve hükümlülerin cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili bilgi düzeyi, bir müdahale çalışması(2025) Akın, Mehmet; Emre, NilüferCeza infaz kurumlarının fiziksel yapıları ve nüfus yoğunlukları, halk sağlığının korunması adına bulaşıcı hastalıklara karşı bütüncül bir sağlık yönetim stratejisinin uygulanmasını kritik bir ihtiyaç haline getirmektedir. Özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), yüksek bulaşma potansiyeli ve ciddi sağlık sonuçları nedeniyle özel bir önem taşımaktadır. Riskli cinsel davranışlar, madde kullanımı, bilgi eksikliği ve yetersiz sağlık eğitimi, CYBH'nin yayılımını artıran faktörlerdir. Bu bağlamda, Denizli T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda yapılan araştırmada, tutuklu ve hükümlülerin CYBH hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve verilen eğitimin etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda yapılan araştırma iki aşamalı olarak planlanmıştır. İlk aşamada kesitsel-tanımlayıcı bir çalışma yürütülmüş, ikinci aşamada ise verilen eğitim sonrası bilgi düzeyindeki değişim kısa, orta ve uzun vadede ölçülmüştür. Çalışmaya 98 gönüllü katılımcı dâhil edilmiş ve tüm katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler ve uygun istatistiksel testler kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre katılımcıların önemli bir kısmının cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar hakkında sınırlı bilgiye sahip olduğu, bazı riskli davranışlarda bulunduğu ve korunma yöntemlerini düzenli olarak kullanmadığı belirlenmiştir. Eğitim düzeyi, bilgi kaynakları ve madde kullanımı gibi değişkenlerin bilgi düzeyi ve tutumlar üzerinde anlamlı etkileri olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, ceza infaz kurumları popülasyonunun cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara ilişkin farkındalığının artırılması, sağlık eğitimi programlarının güçlendirilmesi ve riskli davranışları azaltmaya yönelik hedefli müdahalelerin planlanması gerekmektedir. Eğitimden hemen sonra bilgi düzeyinde belirgin bir artış ortaya çıkmış ancak eğitim sonrası 3. ve 6. aylarda bilgi düzeyinde kısmi düşüşler gözlemlenmiştir. Bu sonuç da bize verilen eğitimin kısa vadede farkındalık oluşturduğunu ancak sonraki dönemlerde bilginin kalıcılığında süreklilik gösteren eğitim ve hatırlatma çalışmalarının gerekliliğine işaret etmektedir.Specialist Thesis Denizli İl Merkezinde Aile Sağlığı Merkezine Başvuran Evli Kadınların Aile Planlaması Hakkında Bilgi, Tutum ve Davranışları(2023) Derin, Ayşe Nur; Emre, NilüferFamily planning (FP); It helps people to have children as many times as they can and when they want, and to avoid unwanted pregnancies. With this study, it was aimed to determine the knowledge level of married women who applied to family health centers in Denizli city center, to determine their attitudes and behaviors, to compare them with sociodemographic data and to determine the affecting factors. 199 participants who applied to five family health centers in Denizli between 01.11.2022 and 30.12.2022 were included in our study. The data used in the research; The questionnaire questions, which were created as a result of the literature review, were obtained by applying face-to-face interviews to the participants using the contraceptive knowledge assessment (CKA) and the family planning attitude scale (FPAS). Statistical analysis of the obtained data was done with SPSS 25.0 package program. It was found that 56.3% of the participants in our study used the modern FP method. The mean CKA score of the participants was found to be 9.61 ± 4.81. Contraceptive knowledge level is affected by factors such as occupation, co-occupation, education, co-education, income level, having knowledge about FP, using FP methods; It was found that age, duration of marriage, number of children and the FP method used did not make any difference.. The mean FPAS score of the participants was found to be 151.28 ± 16.78. It has been observed that the attitude towards family planning is affected by variables such as profession, education level, spouse's occupation and education, having knowledge about FP and first gestational age. A statistically significant relationship was found between contraceptive knowledge levels and FP attitude. When the results obtained from our study were evaluated, it was seen that although the attitude about FP was positive, the level of knowledge and the use of modern methods were moderate. In order to eliminate the lack of knowledge about FP and to transform positive attitudes into behavior, it is necessary to provide training and personalized counseling services effectively, to expand it to include both men and women, and to ensure its continuity.Specialist Thesis Aile Hekimleri ve Aile Sağlığı Çalışanlarının sağlıkta şiddete maruziyet durumu ile kaygı ve tükenmişlikleri arasındaki ilişki(2026) Kurucu, Mustafa; Emre, NilüferSağlıkta şiddet, dünya genelinde giderek artan ve sağlık sistemlerini olumsuz etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sağlık çalışanları mesleki görevlerini yerine getirirken hasta ve hasta yakınları tarafından çeşitli şiddet türlerine maruz kalabilmekte; bu durum, kaygı ve tükenmişlik gibi psikososyal sorunlara yol açabilmektedir. Bu çalışma, birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının sağlıkta şiddete maruziyet durumlarını ortaya koymak ve sağlıkta şiddetin anksiyete ile tükenmişlik düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Birinci basamak sağlık kuruluşlarının hizmete kolay erişilebilir yapısı, hasta ve hasta yakınlarıyla yoğun temas içermesi ve iş yükünün yüksek olması, sağlıkta şiddet açısından riskli alanlar arasında yer almasına neden olmaktadır. Bu nedenle çalışmada, birinci basamakta görev yapan sağlık çalışanlarının şiddet deneyimlerinin çok yönlü olarak ele alınması hedeflenmiştir. Bu çalışma 1 Ocak – 31 Mart 2025 tarihleri arasında Denizli ilinde bulunan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarına uygulanmıştır. Çalışmanın tipi tanımlayıcı ve kesitseldir. Çalışmanın evrenini Denizli ilinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerindeki tüm sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile sağlıkta şiddete maruziyet durumlarını sorgulayan yapılandırılmış anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Ayrıca katılımcıların anksiyete ve tükenmişlik düzeylerinin değerlendirilmesinde geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış Beck Anksiyete Ölçeği ile Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır Verilerin analizi SPSS 25.0 yazılımı ile yapılmış, parametrik ve non-parametrik testler kullanılarak istatistiksel değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda, katılımcıların önemli bir bölümünün meslek yaşamları boyunca sağlıkta şiddete maruz kaldığı saptanmıştır. Şiddetin ağırlıklı olarak sözel nitelikte olduğu, şiddeti uygulayanların çoğunlukla hasta ve hasta yakınları olduğu belirlenmiştir. Şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarında Beck Anksiyete Ölçeği puanlarının daha yüksek olduğu; Maslach Tükenmişlik Ölçeği alt boyutlarından duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeylerinin arttığı saptanmıştır. Aile hekimlerinin diğer birinci basamak sağlık çalışanlarına kıyasla daha yüksek oranda şiddete maruz kaldığı ve daha yüksek tükenmişlik düzeylerine sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırmada ayrıca sağlıkta şiddet bildirim davranışları değerlendirilmiş olup beyaz kod bildirim oranlarının düşük olduğu görülmüştür. Bildirimin önündeki başlıca engellerin güvenlik endişesi, sürecin uzun ve karmaşık algılanması ile sonuç alınamayacağı düşüncesi olduğu saptanmıştır. Bu durum, sağlık çalışanlarının şiddet karşısında yeterince korunmadıklarını hissettiklerini ve şiddeti zamanla normalleştirebileceklerini düşündürmektedir. Sonuç olarak, sağlıkta şiddetin birinci basamak sağlık çalışanlarının ruhsal iyilik hâli ve mesleki sürdürülebilirliği üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğu belirlenmiştir. Sağlıkta şiddetin önlenmesine yönelik kurumsal önlemlerin güçlendirilmesi, bildirim sistemlerinin daha etkin hâle getirilmesi ve sağlık çalışanlarına yönelik psikososyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlıkta şiddet, birinci basamak sağlık çalışanları, anksiyete, tükenmişlik, beyaz kodSpecialist Thesis Pamukkale Üniversitesi öğrencilerinde dismenore sıklığı, fonksiyonel ve emosyonel etkilenme durumu ve fiziksel aktivite ile ilişkisi(2025) Şahin Çelikyürek, Rukiye ; Çelikyürek, Rukiye Şahin; Emre, NilüferDismenore menstrüasyon döneminde alt abdominal bölgede görülen künt şeklinde kramp tarzı ağrıdır. Genellikle menstrüel kanamadan hemen önce başlayıp 24-72 saat arası sürer. Dismenore kadınları günlük hayatta fonksiyonel ve emosyonel olmak üzere pek çok açıdan etkilemektedir. Özellikle kız öğrencilerde okul devamsızlığına sebep olmakta ve duygudurum değişiklilerine yol açmaktadır. Bu durumlarla başa çıkabilmek için farmakolojik yöntemlerin yanı sıra çeşitli alternatif yöntemler de denenmektedir. Düzenli yapılan egzersizin, dismenorenin fonksiyonel ve emosyonel etkilenimi için koruyucu bir faktör olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma; Pamukkale Üniversitesi öğrencilerinde dismenore sıklığını hesaplamayı, öğrencilerin dismenore ile başa çıkma yöntemlerini saptamayı, dismenorenin fiziksel aktivite ile ilişkisi ve fonksiyonel ve emosyonel durumunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, 1 Ocak – 30 Nisan 2025 tarihleri arasında, Pamukkale Üniversitesi Kınıklı Yerleşkesinde lisans eğitimi alan kız öğrenciler üzerinde uygulanmıştır. Kesitsel ve analitik tipte olan bu çalışmada 8 soru sosyodemografik özellik, 13 soru menstrüasyon özellikleri, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), 14 soruluk Fonksiyonel ve Emosyonel Dismenore Ölçeği (FEDÖ), 7 soruluk Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) olmak üzere toplam 42 sorudan oluşan anket formu yüz yüze uygulanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde SPSS 29.0 paket programı kullanılmıştır. Analizler sonucunda anlamlılık düzeyi p<0,05 istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Çalışmaya 297 kız öğrenci dahil edilmiş olup yaş ortalaması 20,73 ± 1,99'dir. Dismenore prevalansı %82,2 bulunmuş olup GKÖ'ye göre dismenore ağrı şiddeti ortalaması ise 6,70 ± 1,83 olarak hesaplanmıştır. Dismenorenin fonksiyonel ve emosyonel etkilenimine etki eden faktörler, dismenorenin başlama ve devam etme özellikleri, dismenore ile başa çıkma yöntemleri olarak non-steroidal antiinflamatuar ilaç (NSAİİ) kullanımı ve karna ısı uygulaması, dismenore nedeniyle okul devamsızlığı ve hekime başvuruda artış ve kontrasepsiyon amacı dışında kontraseptif yöntem kullanımıdır (p<0,05). Fiziksel aktivite ve metabolizma özellikleri ile dismenorenin fonksiyonel ve emosyonel etkilenimi arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Dismenoreye dair bilgilendirici destek programları ve eğitimlerle öğrencilerin hem ağrı yönetimi hem de fonksiyonel ve duygudurum odaklı baş etme stratejileri konusunda donanımlı hale gelmeleri sağlanabilir. Birinci basamak aile hekimlerinin dismenoreli hastaları biyopsikososyal çerçevede ele alarak danışmanlık, ağrı kontrolü ve ruhsal destek sunması; böylece yaşam kalitesi, günlük işlevsellik ve psikolojik iyi oluşun korunması teşvik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: dismenore, üniversite öğrencileri, fonksiyonel etkilenme, emosyonel etkilenme, fiziksel aktiviteSpecialist Thesis 65 Yaş üstü bireylerde sarkopeninin sıklığı, ilişkili olduğu faktörler ve beslenmeyle ilişkisi(2025) Kapan, Muhammed Muhsin; Emre, NilüferAmaç: Sarkopeni nüfusun yaşlanmasıyla beraber ülkemizde ve tüm Dünyada sıklığı ve önemi giderek artan bir geriatrik sendromdur. Çalışmamızda Pamukkale Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzeri popülasyonda sarkopeni sıklığını belirlemeyi, sarkopeni ile beslenme arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi, etki eden diğer faktörleri araştırmayı ve koruyucu hekimlik alanında farkındalığı artırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız, 1 Ocak – 31 Mart 2025 tarihleri arasında, Pamukkale Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniklerine herhangi bir nedenle başvuru yapan 65 yaş ve üzeri yaşlı bireyler ile yürütülmüştür. Çalışmaya dahil olma kriterlerini karşılayan ve onayı alınan katılımcılara; 11 sorudan oluşan Sosyodemografik-Klinik Form, katılımcılardaki sarkopeni riskini hızlıca değerlendirmeyi sağlayan 5 soruluk SARC-F anketi, katılımcıların nütrisyonel durumunu değerlendirmeyi amaçlayan MNA (Mini Nutritional Assessment) testi uygulanmıştır. Sonrasında katılımcıların vücut ağırlıkları, boyları, üst orta kol çevreleri ve baldır çevreleri ölçülmüştür. Ardından katılımcıların fiziksel performanslarını değerlendirmeye yönelik 4 metre yürüme hızı testi ve son olarak Smedley tipi el dinamometresi ile kas kuvveti ölçümü gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Tüm analizlerde p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 78 (%55.7) kadın, 62 (%44.3) erkek olmak üzere toplam 140 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 69,16 ± 3,87 yıl olarak bulunmuştur. Çalışmamızda SARC-F ile hesaplanan şüpheli sarkopeni prevelansı %13,6 (n=19) olarak bulunmuştur. Katılımcıların %16,4 (n=23)'ü yeterli kas gücüne sahip olmayıp muhtemel/olası sarkopenik olarak değerlendirildi. Baldır çevresi 31 cm'in altında olup yeterli kas kütlesine sahip olmayanların prevelansı %12,1 (n=17) idi. Katılımcıların %31,4 (n=44)'nün yürüme hızı düşük, fiziksel performansı yetersizdi. Çalışmamızda MNA toplam puanına göre katılımcıların 6 (%4,3)'sı malnütrisyonluyken, 54 (%38,6)'ü malnütrisyon riski altında ve 80 (%57,1)'i normal nutrisyonel durumdaydı. Çalışmamızda ayrıca malnütrisyonun ileri yaş, kadın cinsiyet, hiç evlenmemiş olma, düşük eğitim seviyesi, düşük gelir seviyesi, kronik hastalık varlığı ve sigara, alkol kullanım durumuyla ilişkili olduğunu tespit ettik. (p<0,05). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda sarkopeni gelişimi ile ileri yaş, hiç evlenmemiş olma, düşük eğitim düzeyi, düşük gelir düzeyi, aktif sigara kullanımı, kronik hastalık varlığı, günlük 5 ve üzerinde ilaç kullanma ve malnütrisyon veya malnütrisyon riski altında olma ilişkili bulunmuştur. Bu sonuçlara göre çalışmamız, sarkopeni gelişim ve ilerleyişinin birinci basamak hastaları üzerinde bazı olası bağlantılarını ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın, aile hekimleri üzerinde sarkopeni ve malnütrisyon gelişimi hakkında oluşturacağı erken farkındalık ile koruyucu hekimlik uygulamalarına katkıda bulunacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Sarkopeni, malnütrisyon, yaşlı, kas kuvveti, kas kütlesi, yürüme hızıSpecialist Thesis Aile Hekimliği Polikliniğine Başvuran Hipotiroidi Hastalarının Levotiroksin Kullanımı Konusundaki Bilgi Düzeyleri, Davranışları ve İlaç Uyumlarının Değerlendirilmesi(2025) Kartal, Şeyma; Emre, NilüferHipotiroidi, tiroid hormonlarının yetersizliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan metabolizmanın yavaşlamasıyla karakterize kronik bir hastalıktır. Hipotiroidizm, özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde sık karşılaşılan bir endokrin bozukluk olup, tedavi edilmediğinde hipertansiyon, dislipidemi, bilişsel bozukluklar ve nöromüsküler disfonksiyon gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Primer hipotiroidi, kadınlarda erkeklere oranla 8-9 kat daha sık görülür ve yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Hipotiroidi tedavisinde kullanılan levotiroksin (LT4), etkili bir tedavi yöntemi olmakla birlikte, hastaların ilaç kullanımına uyumları tedavi başarısını doğrudan etkiler. Kronik hastalıklarda tedaviye uyumun sağlanamaması, morbidite ve mortalite oranlarını artırmakta, sağlık harcamalarını da olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran hipotiroidi hastalarının levotiroksin kullanımı konusundaki bilgi düzeyleri, ilaç kullanım davranışları ve tedaviye uyumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma, kesitsel ve tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Çalışma, Pamukkale Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğinde 1 Ağustos-30 Kasım 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini, polikliniğe başvuran hipotiroidi hastaları oluşturmuş ve örneklem seçilmeden evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırmaya katılım için 18 yaş ve üzeri olmak, levotiroksin kullanıyor olmak ve anketi eksiksiz doldurmak gibi kriterler belirlenmiştir. Veriler, sosyodemografik bilgileri içeren sorular, tiroid ve tiroid ilaçları hakkındaki bilgi düzeyini ölçen önermeler ve Modifiye Morisky Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 25.0 yazılımı ile yapılmış, parametrik ve non-parametrik testler kullanılarak istatistiksel değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 213 hipotiroidi hastası katılmış olup, yaş ortalamaları 41,11 ± 14,56'dır. Katılımcıların %86,9'u kadın, %39,4'ü üniversite mezunudur. Hastaların %62'sinde ailede hipotiroidi öyküsü bulunurken, %20,2'si tiroid cerrahisi geçirmiştir. Levotiroksin kullananların %99,5'i ilacı sabah ve %98,6'sı aç karnına almaktadır. Ancak, LT4 ile diğer ilaçlar arasında en az 4 saat beklenmesi gerektiği bilgisi yalnızca %30,5 oranında doğru bilinmektedir. Katılımcıların %65,7'si ilaç kullanımında yüksek motivasyona, %87,3'ü ise yüksek bilgi düzeyine sahiptir. Genç yaş gruplarında ve yüksek eğitim seviyesinde bilgi düzeyi anlamlı şekilde daha yüksektir(p<0,05). Bu çalışma, hipotiroidi hastalarının levotiroksin kullanımı konusundaki bilgi düzeylerinin genel olarak iyi olduğunu, ancak ilaç etkileşimleri ve doğru kullanım süreleri gibi kritik konularda bilgi eksikliklerinin bulunduğunu ortaya koymuştur. İlaç uyumu ise büyük ölçüde yeterli seviyede bulunmuş, ancak tedaviye uyumu artırmak ve bilgi eksikliklerini gidermek için hasta eğitimi ve bilgilendirme programlarının yaygınlaştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Özellikle yaşlı bireylerde ve düşük eğitim seviyesine sahip hastalarda bilgi düzeyini artıracak müdahalelerin sağlık hizmetlerine entegrasyonu önerilmektedir. Ayrıca, ilaç etkileşimleri konusunda farkındalık oluşturulması ve hastaların düzenli takibi ile tedavi başarısının artırılması sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Hipotiroidi, Levotiroksin, İlaç uyumu, Tedavi uyumu, Aile HekimliğiSpecialist Thesis Birinci basamağa başvuran hastalarda yeme davranışı ile vücut kitle indeksi ve depresyon, anksiyete, stres ilişkisi(2024) Özkaya, İlhan Cihan; Emre, Nilüfer; Edirne, Tamer; Eser, UtkuYeme davranışı; yiyecek seçimi ve yönelimini, beslenme uygulamalarını, diyet yapmayı ve kilo alımını, yeme bozuklukları ve beslenme bozuklukları gibi yemeyle ilgili sorunları içeren geniş bir terimdir . Yapılan çalışmalarda, beslenme sorunları, anormal yeme davranışları, duygu durumundaki çeşitli değişiklikler gibi psikolojik ve dav ranışsal pek çok durum kişilerin vücut kitle indeksi (VKİ) ile ilişkili bulunmuştur . Anksiyete, depresyon ve stres gibi çeşitli psikososyal bozuklukları destekleyen mekanizmaların yeme davranış lar ı ile ilişkili olduğu da ortaya koyulmuştur . Araştırmamız, 1 Nisan 30 Haziran 2024 tarihleri arasında , Denizli il merkezinde bulunan 3 farklı bölgedeki aile sağlığı merkezlerinden ( Şifabul ASM, Bağbaşı ASM ve Deliktaş ASM ye başvuru yapan 18 yaş ve üstü erişkinler ile yürütülmüştür. Kesitsel ve analitik ti pte planlanan çalışmamızda onayı alınan katılımcılara 16 sorudan oluşan Sosyodemografik Klinik Form, 33 sorudan oluşan Hollanda Yeme Davranışı Anketi ( DEBQ ) ve 21 sorudan oluşan Depresyon, Anksiyete ve Stres 21 ölçeği (DASS 21)’ den oluşan toplam yetmiş soruluk anket yüz yüze uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programıyla analiz edil di Tüm analizlerde p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda birinci basamağa başvuran hastalarda duy gusal yeme, kısıtlayıcı yeme ve dışsal yeme davranışlarının; hastalardaki farklı vücut kitle indeksi değerleri ile depresyon, anksiyete ve stres ile ilişkisini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 131 (%56.7) kadın, 100 (%43.3) erkek olmak üzere toplam 23 1 kişi dahil edilmiştir. Yaş ortalaması 39,66 ± 12,34 yıl dır Katılımcılar ın 55 (%23,8)’ inin lise, 120 (%51,9)’ sinin üniversite/lisans üstü mezunu olduğu görülmüştür. Duygusal yeme davranışının; cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ) artışı, depresyon, anks iyete ve stres ile olan anlamlı ilişkilerini bulduk (p< 0,05). Dışsal yeme davranışının; düşük yaş, bireylerin çalışma durumları, depresyon, anksiyete ve stres ile olan anlamlı ilişkilerini tespit ettik (p<0,05)(p<0,05). Kısıtlayıcı yeme davranışının ise . Kısıtlayıcı yeme davranışının ise zayıf zayıf bireylerdebireylerde;; normal, fazla normal, fazla kilolu ve obez olankilolu ve obez olanlaralara göregöre anlamlı olarakanlamlı olarak düşük olduğu görüldüşük olduğu görüldü (p<0,05)dü (p<0,05). . Sonuçlarımıza göre yaş, cinsiyet, bireylerin çalışma durumları, VKİ ve Sonuçlarımıza göre yaş, cinsiyet, bireylerin çalışma durumları, VKİ ve depresyon, anksiyete, stresin yeme davranışları ile olan ilişkisi gösterilebilmişdepresyon, anksiyete, stresin yeme davranışları ile olan ilişkisi gösterilebilmiştitir.r. Duygusal, dışsal ve kısıtlayıcı yeme davranışı ile psikiyatrik sıkıntıları ve kilo Duygusal, dışsal ve kısıtlayıcı yeme davranışı ile psikiyatrik sıkıntıları ve kilo verememe sorunu olan hastalara erken dönemde diyet, egzersiz ve psikiyatrik verememe sorunu olan hastalara erken dönemde diyet, egzersiz ve psikiyatrik danışmanlık önerilerinde bulunulmalı ve yaşam tarzı değişikliğini sürdürebilmeleri danışmanlık önerilerinde bulunulmalı ve yaşam tarzı değişikliğini sürdürebilmeleri açısından daçısından davranış terapileri uygulanmalıdır. avranış terapileri uygulanmalıdır. Aile hekimi; yeme davranışAile hekimi; yeme davranışıı bozukluğu bozukluğu olan hastaların tedaviolan hastaların tedavisisi süresince beslenme şeklini ve kilosunu izlemeli, oluşabilecek süresince beslenme şeklini ve kilosunu izlemeli, oluşabilecek tıbbi komplikasyonları değerlendirerek gerekli önlemlerin alınması içintıbbi komplikasyonları değerlendirerek gerekli önlemlerin alınması için diğer diğer uzmanlık dalları iuzmanlık dalları ilele koordinasyonu sağlamalıdır.koordinasyonu sağlamalıdır.Specialist Thesis Denizli il merkezindeki aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekim ve aile sağlığı çalışanlarına temel yaşam desteği hakkında bir müdahale çalışması(2024) Okta, Merve; Emre, NilüferAni kardiyak arrest (AKA), birçok ülkede önde gelen ölüm sebepleri arasındadır. AKA bir hastanede, aile sağlığı merkezlerinde, farklı sağlık kuruluşlarında olabildiği gibi çok farklı yerlerde karşımıza çıkması mümkündür. Bu yüzden hayatta kalma zinciri tek başına veya bir ekip olarak çok iyi yönetilmelidir. 1 Kasım 2022- 1 Kasım 2023 tarihleri arasında Denizli il merkezinde çalışmaya katılan 54 ASM’den 356 sağlık çalışanı ile çalışma yürütülmüştür. Kesitsel tipte olan çalışmanın ilk aşamasında 2021 yılı Avrupa Resüsitasyon Konseyi (ERC)’nin yayımladığı temel yaşam desteği kılavuzuna göre temel yaşam desteği bilgi düzeylerinin, davranışlarının tespit edilmesi ve sosyodemografik özelliklerin bunlar üzerinde olası etkilerinin belirlenmesi ve verilen eğitimin bilgi düzeyi üzerindeki etkisinin saptanması amaçlanmıştır. İkinci aşamasında ise güncel kılavuz göz önüne alınarak verilen eğitimin kısa dönem (eğitimden hemen sonra) bilgi düzeyi ve düşüncelerine olan etkisi araştırılmıştır. Katılımcıların %95,5(n=343)’inin temel yaşam desteğinin ne olduğunu bildiği, %82,8(n=298)’inin daha önce temel yaşam desteği eğitimi aldığı, %22,8(n=66)’inin temel yaşam desteğini mezuniyet öncesi aldığı, %58,8(n=161)’inin temel yaşam desteğini 1 kez aldığı, %71,0(n=186)’ının temel yaşam desteği eğitimini 5 yıldan daha önce aldığını belirtti. Katılımcıların sadece %21,5(n=77)’i resüsitasyon kılavuzlarını takip ettiğini belirtti. Eğitim öncesi ve sonrası toplam 13 bilgi sorusuna verilen doğru yanıtların puanı eğitim öncesi test (EÖT) için 8,59±2,88, eğitim sonrası test (EST) içinse 11,81±1,70 idi. Daha önce temel yaşam desteği eğitimi alanlar almayanlara göre EÖT ve EST puanları karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,001; p=0,032). Verilen eğitim kısa dönem olarak incelendiğinde bilgi düzeyi ve kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) hakkında kendini yeterli hissetme açısından etkili olmuştur. Periyodik aralıklarla yapılan teorik ve pratik derslerle bilime bağlı kalarak kılavuzlardan yararlanılarak yapılan eğitimler bilgilerimizi tazelemeyi, güncelleştirmeyi, kılavuzlardan haberdar olup takip etmeyi, doğru zamanda doğru adımlar atmamızı sağlayacaktır.Specialist Thesis 0-5 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerin çocukluk çağı aşıları hakkında bilgi ve tutumları(2023) Tahta, Esra; Emre, NilüferAşılama, hastalıkların önlenmesinde en başarılı ve maliyet etkili koruyucu sağlık önlemlerinden biridir. Hayatı tehdit eden 20'den fazla hastalığı önlemek için aşı vardır, her yaştan insanın daha uzun ve sağlıklı yaşam sürmesine yardımcı olur. Dünya sağlık Örgütü (DSÖ), aşının çocuk sağlığı açısından çok önemli olduğunu vurgulamış, tüm dünyada uygulanmak üzere genişletilmiş bağışıklama programını başlatmıştır. Çalışma 01.08.2021–31.12.2021 tarihleri arasında Denizli ili Yenimahalle Aile Sağlığı Merkezi’ne başvuran 0-5 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerle yürütülmüştür. Literatür taraması sonucunda oluşturulan anket formu ve ‘Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveyn Tutumları Ölçeği (PACV)’ ile ebeveynlerin çocukluk çağı aşı bilgi ve tutumları sorgulanmıştır.Ebeveynlerin %98’i çocuklarına aşılarını düzenli yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin %49,9’u çocuklarına ücretli aşı yaptırmıştır. Ulusal aşı takviminde en çok bilinen aşı KKK’dır. Rutin aşılar dışındaki ücretli aşılardan en çok bilinen ve yaptırılan rota aşısıdır. Çalışmamıza katılanların tamamına yakını ücretli aşıların Ulusal Aşı Takviminde yer alması gerektiğini düşünüyor. Bu aşılar takvimde yer alsa ve ücretsiz olsaydı, çalışmamıza katılanların %84,6’sının bu aşıların neredeyse tamamını yaptıracağı saptanmıştır. Ebeveynler çocukluk çağı aşıları hakkında bilgileri aile hekimi ve ebe-hemşirelerden %63,2 oranında gebelikte almaktadır. PACV ölçeğine göre ebeveynlerin %95,9’unun aşı tereddüdünün olmadığı saptanmıştır. Ölçek puanına göre aşı tereddüdü ile baba mesleği ve sosyal güvence arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Ölçek puanı toplam çocuk sayısı, hakkında konuşulan çocuğun kaçıncı çocuk olduğu, anne eğitim düzeyi, gelir durumu, sosyal güvence, anne meslek, baba meslek değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermektedir.Çocukluk çağı aşıları hakkında yapılan bilgilendirmeler arttırılırsa ve ücretli aşılar rutin aşı takviminde yer alırsa ebeveynlerin aşı bilgi ve tutumlarında, aşılama oranlarında artış gözlenebilir.Specialist Thesis Pamukkale Üniversitesi öğrencilerinde beslenme okuryazarlığı düzeyleri, etkileyen faktörler ve sağlıklı beslenme tutumu ile ilişkisi(Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2023) Çiğdem, Aylin; Emre, Nilüfer; Emre, NilüferÜniversite döneminde olumsuz beslenme davranışlarındaki artış mevcut dönem ve yaşamın ilerleyen yılları için risk oluşturmaktadır. Çalışmalar beslenme okuryazarlığının artması ile olumlu beslenme tutumlarında artış olduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırma ile üniversite öğrencilerinde beslenme okuryazarlığı durumunu saptamak, etkileyen faktörleri ve sağlıklı beslenme tutumu ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Araştırmamıza Ekim 2022-Kasım 2022 tarihleri arasında Pamukkale Üniversitesi merkez kampüsünde 18 farklı bölümde öğrenim gören 317 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılan veriler oluşturulan anket soruları, ABOÖ ve SBİTÖ kullanılarak elde edilmiştir. Öğrencilerin beslenme okuryazarlığı puanı 70,85±9,69 bulunmuştur. Beslenme okuryazarlığının bölüm, beslenme eğitimi/bilgisi alma, egzersiz ve diyet yapma gibi değişkenlerden etkilendiği görülmüş olup, yaş, cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi, gelir gibi değişkenlerin toplam beslenme okuryazarlığı üzerinde etkisi olmadığı saptanmıştır. Öğrencilerin sağlıklı beslenmeye ilişkin toplam puanları ise 69,01±11,29 bulunmuştur. Beslenme okuryazarlığı ile sağlıklı beslenme tutumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Çalışmamızda öğrencilerin %47,6’sının beslenme okuryazarlığı puanının ortalamanın üzerinde olduğu ve %56,8'inin yüksek düzeyde sağlıklı beslenme tutumuna sahip olduğu saptanmıştır. Sağlıkla ilişkili bölümlerde öğrenim gören öğrencilerde, beslenme eğitimi/bilgisi alanlarda, düzenli egzersiz yapanlarda ve diyet uygulayanlarda beslenme okuryazarlığının daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca öğrencilerin beslenme okuryazarlığının artması sağlıklı beslenme tutumunu olumlu yönde etkilemektedir. Tüm öğrencilerin eğitim programlarına beslenme eğitimi dersleri eklenmesi, sağlıklı beslenme üzerine seminer ve konferanslar düzenlenmesi öğrencilerin beslenme okuryazarlığını dolayısıyla sağlıklı beslenme tutumlarını arttırabilir. Ayrıca erken yaşlarda davranış değişikliği oluşturmak için aile hekimlerinin verdiği ergenlere yönelik beslenme danışmanlığı önem kazanmaktadır.
