Uzmanlık Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11499/67669

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 46
  • Specialist Thesis
    Kısmi Şişirilmiş ve Sönük Kaflı Laringeal Maske Yerleştirme Tekniklerinin Ultrasonografi ve Klinik Testler ile Karşılaştırılması
    (2020) Sözer, Muhammet Üzeyir; Atalay, Habip
    Laringeal maske (LMA), genel anestezi sırasında akciğer ventilasyonunu sağlamak için yaygın olarak kullanılan subraglottik bir havayolu aracıdır. Bu çalışmada, LMA nın yerleştirilmesinde kullanılan klasik kaf sönük ve kısmen şişirilmiş tekniklerin başarısını klinik testler ve ultrasonografik değerlendirme ile karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamız Pamukkale Üniversitesi Hastanesi ameliyathanesinde elektif olarak genel anestezi altında laringeal maske uygulanacak ASA 1-2 sınıfından, 18-80 yaş arası, 156 hasta üzerinde gerçekleştirildi. LMA yerleşim öncesi Grup I' de kaf tamamen söndürüldü, Grup II' ise kaf önerilen volümün yarısı kadar şişirildi. Hastaların ameliyat süresi, ASA sınıfı, kullanılan ilaç (Propofol, Remifentanil) dozları, bilateral simetrik göğüs hareketi varlığı, oskültasyonunda gaz kaçağı, kaçak testi grade, LMA yerleştirme süresi, LMA yerleştirme deneme sayısı, postoperatif komplikasyonlarıın varlığı yanısıra nabız, kalp atım hızı, SpO2, tidal volüm, frekans, Ppeak, EtCO2, FiO2 bulgularının indüksiyon sonrası, LMA yerleşimi sonrası, 15. dk, 30. dk, LMA çıkarıdıktan sonraki değerleri incelendi. LMA yerleşiminin ultrasonografik değerlendirmesinde, Song ve ark (1) tanımladıkları ultrasonografik puanlama sistemini kullanıldı. Çalışmadaki verilerimiz SPSS programıyla analiz edildi. Araştırmamızın bulgularında, hastaların klinik verilerinin gruplar arası dağılımına bakıldığında; grupların yaş, boy, kilo, VKİ ve ameliyat süreleri benzer aralıkta bulundu. Grupların cinsiyet dağılımları, ASA sınıfları ve mallampati değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Propofol ve remifentanil kullanım dozlarında gruplara göre anlamlı farklılık bulunmadı. Gruplar arasında klinik test sonuçları ve kaçak testinin dereceleri açısından anlamlı farklılık bulunmadı. Her iki grupta da yeniden yerleştirmeyi gerektirecek kaçak testi grade 3 grup I'de 1 hastada ve kaçak testi grade 4 grup II'de 1 hastada tespit edildi. Ultrasonografik değerlendirme sonuçlarına toplam USG puanı açısından bakıldığında Grup I' deki hastalar 3, 2 ve 1 puanda yoğunlaşılırken, Grup II'deki hastalar 3, 0 ve 1 puanda yoğunlaştı. Ultrasonografik değerlendirme sonucu elde edilen toplam USG puanları ve grade değerleri gruplar arasında istatistiksel anlamda farklılık bulunmadı. LMA yerleştirme deneme sayılarına bakıldığında Grup I'da 9 hastaya ve Grup II'de 5 hastaya 2 deneme yapıldı. Her iki grupta birer hasta 2 denemede de başarısız olması sebebiyle entübasyona geçildi. Grup I'deki hastaların yerleştirme süresi ortalaması (25,45 sn) grup II ye(24,13 sn) göre daha yüksek bulundu. Hastaların sistolik KB, diastolik KB ve kalp atım hızı, SPO2, tidal volüm, frekans, Ppeak, EtCO2, FiO2 verilerinin indüksiyon sonrası, LMA yerleşimi sonrası, 15. dk, 30. dk ve LMA çıkartıldıktan sonraki değerlerinde LMA yerleşiminden kaynaklanan fark bulunmadı. Postoperatif komplikasyon olarak belirtilen çıkartılan LMA' da kan varlığı ve postop boğaz ağrısı sadece Grup I de 1 hastada görüldü. Çalışmamızda Klasik Sönük Kaflı ve Kısmi Şişirilmiş Kaflı LMA yerleştirme tekniklerinin başarısını, randomize gruplandırmış 156 hasta üzerinde klinik testler ve ultrasonografik değerlendirme eşliğinde kıyasladık. Çalışmamızın sonucunda gruplar arasında klinik testler ve ultrasonografik değerlendirme toplam puan ve USG grade değerleri açısından anlamlı fark oluşmasa da test ve değerlendirme sonuçlarına göre mükemmel yerleşim değerlerinde yoğunlaşan hasta sayıları, yerleştirme için geçen süre, deneme sayısı 2 olan hasta sayısı ve postop komplikasyonlar gözönüne alındığında kısmi şişirilmiş kaflı LMA yerleştirme tekniği daha iyi sonuçlar vermiştir.
  • Specialist Thesis
    Effects of Adding Pressure Support and Positive End Expiratory Pressure to Deep Breathing for Obese Patient Preoxygenation and Gastric Ultrasonographic Evaluation
    (2023) Özaydın, Aylin; Tomatır, Erkan
    It is known that anatomical and physiological differences in obese patients make preoxygenation difficult and limit its success. It has been suggested that deep breathing, noninvasive positive pressure ventilation or positive end-expiratory pressure (PEEP) support may be benefical to increase the effectiveness of preoxygenation in obese patients. In this study it was aimed to compare deep breathing, deep breathing + pressure support ventilation (PSV) and deep breathing + PSV + PEEP methods for preoxygenation in obese patients and to evaluate potential gastric distension with ultrasonography. Following the approval of the Ethics Committee, 75 patients planned for elective surgeries under generel anesthesia, between the ages of 18-65 years, with a body mass index (BMI) ≥30 kg/m2 and ASA 2-3 physical status were included. After the patients were divided into 3 groups; Group 1 received only deep breathing, Group 2 received deep breathing + 12 cmH2O PSV and Group 3 received deep breathing + 12 cmH2O PSV + 6 cmH2O PEEP for preoxygenation. The study was terminated when EtO2 reached 90%. In addition, the gastric antrum area was measured by ultrasonography before and after the preoxygenation procedure. Patient characteristics, pre- and post-procedure vital values, measurement of gastric antrum area and time for EtO2 to reach %90 were recorded. The groups were similar in terms of time for EtO2 reach %90 (96,4±33,1 sec, 82,2±15,1 sec ve 91,7±22,6 sec, respectively). The gastric antrum area was larger after the procedure (5,6±1,8 cm2, 5,6±1 cm2 ve 5,8±2,8 cm2, respectively) compared to before procedure (5,0±1,8 cm2, 4,4±1,3 cm2 ve 4,4±1,6 cm2, respectively) in all groups (p<0.05) and the growth in Group 3 was found to be more significant compared to Group 1 (p=0.038). In conclusion, adding PSV and PEEP to the deep breathing method for preoxygenation in obese patients both does not shorten the time and may increase gastric distension. Keywords: preoxygenation, obesity, PSV, PEEP, gastric antrum area
  • Specialist Thesis
    Obez ve obez olmayan hastalarda zor havayolunu öngörmede ultrasonografi kullanımı ve geleneksel yöntemler
    (2025) Demirtaş, Ali; Yıldız, Aslı Mete
    Bu çalışmanın amacı, obez ve obez olmayan bireylerde zor hava yolu öngörüsünde klasik klinik yöntemlerle ultrasonografik ölçümlerin karşılaştırmalı etkinliğini değerlendirmektir. Araştırma, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda yürütüldü. American Society of Anesthesiologists (ASA) I–IV sınıfında, genel anestezi altında elektif cerrahi geçiren 202 erişkin hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar vücut kitle indeksine (VKİ) göre iki gruba ayrılmıştır: obez grup (VKİ ≥30 kg/m²) ve obez olmayan grup (VKİ <30 kg/m²). Tüm hastalarda preoperatif dönemde klasik hava yolu değerlendirme yöntemleri (Mallampati skoru, üst dudak ısırma testi, tiromental mesafe, STOP-Bang skoru) ve ultrasonografik ölçümler (epiglot-cilt arası mesafe, hyoid kemik-cilt mesafesi, hyomental mesafe, dil taban kalınlığı, dil hacmi) alınmıştır. İntraoperatif dönemde entübasyon zorluk skoru ve Cormack-Lehane skoru kaydedilmiştir. Bulgulara göre obez grupta epiglot-cilt mesafesi (p<0,001), hyoid kemik-cilt mesafesi (p<0,001), hyomental mesafe (p=0,001), dil taban kalınlığı (p<0,001) ve dil hacmi (p<0,001) anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Ayrıca STOP-Bang skoru (p=0,003), Mallampati skoru (p=0,002), Cormack-Lehane skoru (p=0,002), maske ventilasyon skoru (p=0,003) ve entübasyon zorluk skoru (p=0,002) obez bireylerde istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır. Zor laringoskopi grubunda epiglot-cilt mesafesi 26,1 mm (23,3–35,6), dil hacmi 108,3 mm³ (96,1–119,2), hyomental mesafe 45,2 mm (41,5–49,2) olarak ölçülmüş ve tüm parametrelerde anlamlı fark elde edilmiştir. Ayrıca entübasyon zorluk skoru ≥5 olan bireylerde boyun çevresi, dil hacmi ve epiglot mesafesi anlamlı derecede yüksektir (p<0,001). Sonuç olarak, obezite zor hava yolu ile ilişkili tüm ultrasonografik ve klinik parametrelerde anlamlı değişikliğe yol açmakta ve entübasyon yönetimini güçleştirmektedir. Ultrasonografi, bu bireylerde hava yolu değerlendirmesinde klasik yöntemlere etkili ve tamamlayıcı bir katkı sunmaktadır.
  • Specialist Thesis
    İntrakraniyal tümör cerrahisinde sıvı yönetimi kılavuzluğu için nabız basıncı değişimi ile santral venöz basıncın karşılaştırılması
    (2025) Demirci, Gizem; Tomatır, Erkan
    Nöroşirürjide perioperatif sıvı yönetimi kritik öneme sahiptir; çünkü aşırı sıvı yüklenmesi beyin ödemine, yetersiz sıvı tedavisi ise serebral iskemiye yol açabilir. Sıvı yanıtlılığını değerlendiren dinamik bir parametre olan nabız basıncı değişiminin (NBD), santral venöz basınç (SVB) gibi statik parametrelerle karşılaştırıldığında daha etkili sıvı yönetimi sağladığı bildirilmiştir. Bu çalışmada, intrakraniyal tümör cerrahisi geçiren hastalarda intraoperatif sıvı yönetimi kılavuzluğu için NBD ve SVB'nin karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya, intrakraniyal tümör cerrahisi planlanan, 18-65 yaş arası ve ASA I–III fiziksel durumunda 42 hasta dahil edildi. Hastalar ameliyat öncesi rastgele NBD ya da SVB kılavuzluğunda sıvı tedavisi uygulanan iki gruba ayrıldı. İntraoperatif toplam kristaloid miktarı, hipotansif atak sayısı, vazopresör gereksinimi, kanama miktarı, beyin gevşeme skoru, NBD ile SVB arasındaki korelasyon, laktat ve kreatinin düzeyleri ile yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) kalış süreleri kaydedildi. NBD ve SVB grupları karşılaştırıldığında; toplam kristaloid miktarı (sırasıyla 1791 mL ve 2311 mL; p=0.004), hipotansif atak sayısı (sırasıyla 0.00 [0.00–1.00] ve 2.00 [1.00–3.00]; p=0.002), vazopresör gereksinimi (sırasıyla 3 ve 16; p<0.001), kanama miktarı (sırasıyla 342.86±59.76 ve 285.71±105.05; p=0.036) ve ameliyat sonrası 12. sa'te ölçülen laktat düzeyi (sırasıyla1.67±0.58 ve 2.23±0.86; p=0.017) açısından anlamlı fark saptandı. NBD ile SVB arasında iyi bir korelasyon bulunmadı. Gruplar beyin gevşeme skoru, kreatinin düzeyi ve YBÜ yatış süresi bakımından benzerdi. Sonuç olarak; NBD kılavuzluğunda sıvı yönetiminin toplam sıvı gereksinimini, hipotansif atak sayısını ve vazopresör kullanımını azalttığı ve postoperatif laktat düzeyinin daha düşük olmasını sağladığı gözlemlendi. NBD'nin sıvı yanıtlılığının değerlendirilmesinde daha etkili bir rehberlik sağladığı ve beyin cerrahisi hastalarında güvenliği artırabileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: nabız basıncı değişimi, santral venöz basınç, sıvı yönetimi, intrakraniyal tümör cerrahisi, hedefe yönelik sıvı tedavisi
  • Specialist Thesis
    Akciğer kanseri cerrahisinde orta dereceli KOAH hastalarında deksmedetomidin ve ketaminin oksijenizasyon ve akciğer mekaniklerine etkilerinin karşılaştırılması
    (2025) Sümer Manisalı, Merve ; Manisalı, Merve Sümer; Karaduman, Simay
    Çalışmamızda, orta dereceli KOAH tanısı almış hastalarda lobektomi sırasında uygulanmış olan deksmedetomidin ve ketaminin oksijenizasyon, akciğer mekanikleri ve postoperatif komplikasyonlar üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Etik kurul onayı alındıktan sonra 01.01.2024-01.01.2025 tarihinde akciğer kanseri cerrahisi yapılmış 173 hasta retrospektif olarak incelendi. Deksmedetomidin verilen gruptan (Grup D) 21 hasta, ketamin verilen gruptan (Grup K) 21 hasta dahil edildi. Grup D'ye, indüksiyondan sonra anestezi uzmanı tarafından deksmedetomidin 10 dakika boyunca 1 mcg/kg yükleme dozunda uygulanmış olup, 0,5 mcg/kg/saatlik infüzyon hızında devam ettirilmiştir. Grup K'ya ise ketamin 1 mg/kg bolus uygulanmış olup, 0,5 mg/kg/saatlik infüzyon hızında devam ettirilmiştir. Kalp hızı, ortalama arter basıncı (OAB), parsiyel arteriyel oksijen basıncı (PaO2), ekshale edilen gazdaki sevofluran konsantrasyonu (Et SEVO), tepe inspiratuar basıncı (Ppeak) tek akciğer ventilasyonu (TAV) başlamasından önce, TAV başlangıcının 30. ve 60. Dakikasında kaydedilmiştir. Aynı zamanlarda dinamik kompliyans, şant fraksiyonu (Qs/Qt), ölü boşluk ventilasyonu (Vd/Vt) hesaplandı. Postoperatif atelektazi, pnömoni ve akut akciğer hasarı (ALI) insidansları değerlendirildi. KAH ve OAB'nı ketamin grubunda anlamlı derecede daha yüksek bulduk. EtSEVO her iki grupta da zamanla azaldı ama gruplar arasında fark yoktu. PaO2, dinamik kompliyans, şant fraksiyonu iki grup arasında benzerdi ve grupların kendi içlerinde zamanla artış gösterdi. Ölü boşluk ventilasyonu ortalamaları iki grupta benzerdi ve zamana göre değişmedi. Postoperatif komplikasyonlar açısından iki grup benzerdi. İki ajan da akciğer mekaniklerini iyileştirmiş, oksijenasyonu arttırmıştır. Hemodinamik farkları ve hastaların özellikleri göz önünde bulundurularak iki ilaç da tek akciğer ventilasyonu sırasında volatil ajanlarla birlikte kullanılabilir, böylece volatil ajanların hipoksik pulmoner vazokonstrüksiyon üzerindeki inhibisyonunu engeller ve mekanizmanın etkin çalışmasına yardımcı olur. Anahtar kelimeler: tek akciğer ventilasyonu, KOAH, deksmedetomidin, ketamin
  • Specialist Thesis
    Stellat gangliyon bloğu uygulanan hastalarda ultrasonografiyle optik sinir kılıf çapının değerlendirilmesi ve hemodinamik etkiler
    (2025) Kırbaş, Ece; İlhan, Seher
    Stellat gangliyon bloğu (SGB), servikal sempatik zincirin blokajını sağlayarak baş, boyun ve üst ekstremitenin sempatik innervasyonunu geçici olarak kesen invaziv bir girişimdir. Literatürde SGB'nin sadece periferik değil, santral sinir sistemi üzerinde de etkili olduğu ve serebral kan akımını artırabildiği belirtilmektedir. Optik sinir kılıf çapı (OSKÇ), artan intrakraniyal basıncın (İKB) noninvaziv bir göstergesi olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, SGB sonrası optik sinir kılıf çapındaki değişimleri ultrasonografi ile değerlendirerek, bu değişimin sempatik blok etkinliğini yansıtan klinik parametrelerle olan ilişkisini araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmaya kompleks bölgesel ağrı sendromu veya postherpetik nevralji tanısı almış, 20–70 yaş aralığında, koopere 18 gönüllü dahil edilmiştir. Hastalara C6 düzeyinden, ultrasonografi eşliğinde 5 mL %1 lidokain ve 2 mL deksametazon içeren solüsyon ile SGB uygulanmıştır. İşlem öncesi ve sonrası dönemde bilateral kol cilt sıcaklığı, kapnografi, perfüzyon indeksi (PI), numerik ağrı skoru (NRS), vital bulgular ve her iki gözden horizontal ve vertikal düzlemde OSKÇ ölçümleri yapılmıştır ve ortalaması alınmıştır. İşlem sonrası, blok uygulanan tarafta ortalama 2,21 °C'lik sıcaklık artışı ve perfüzyon indeksinde anlamlı artış saptanmıştır (p<0,001). Benzer şekilde, NRS skorlarında anlamlı azalma gözlenmiştir (p<0,001). OSKÇ'de hem ipsilateral hem de kontralateral tarafta anlamlı artış izlenmiş olup (sırasıyla p<0,001 ve p=0,001), bu durumun yalnızca lokal değil, sistemik hemodinamik etkilerle ilişkili olabileceği düşünülmüştür. İşlem sonrası ortalama OSKÇ değeri 0,57 ± 0,08 cm'den 0,63 ± 0,08 cm'ye yükselmiştir. Sonuç olarak, ultrasonografi rehberliğinde uygulanan SGB'nin, yalnızca periferik sempatik etkilerle sınırlı kalmayıp, santral hemodinamik parametrelerde de değişikliğe yol açtığı görülmüştür. OSKÇ ölçümlerinin, SGB'nin serebral dolaşım üzerindeki etkilerini izlemek için potansiyel bir noninvaziv gösterge olabileceği düşünülmektedir.
  • Specialist Thesis
    Spinal Anestezi Altında Sezaryen Olan Hastalarda Postoperatif Uygulanan Transvers Fasya Plan Bloğunun Etkinliği
    (2025) Akçam, İlknur; Atalay, Habip
    Transvers Fasya Plan bloğu sezaryen gibi birçok alt abdominal girişimlerde postoperatif analjezi sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Sezaryen doğumda anestezinin seçimi birçok faktöre bağlı olsada çoğunlukla spinal anestezi altında gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada spinal anestezi altında elektif sezaryen uygulanan hastalarda, USG eşliğinde yapılan TFP bloğunun postoperatif analjeziye katkısını araştırmayı amaçladık. Etik kurulun ve hastanın onayı alındıktan sonra spinal anestezi altında elektif sezaryen doğum planlanan 18- 45 yaş arası, ASA sınıfı II-III olan toplam 60 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak blok yapılmayan (Grup Kontrol) ve TFP bloğu yapılan (Grup TFPB) grup olarak ikiye ayrıldı. Grup TFPB hastalarına ameliyat bitiminde supin pozisyon verildi. Aseptik koşullar altında iliak krest ve kostal kenar arasından in-plane teknikle 20 ml %0,25 plain bupivakainle bilateral TFP bloğu yapıldı. Her iki grup hastaya multimodal analjezinin gereği olarak parasetomolün ilk dozu ameliyat bitimine yakın yapıldı, ikinci dozu 6 saat sonra serviste uygulandı. Hastalar servise çıktıktan sonra Diklofenak Sodyum 75 mg I.M olarak yapıldı. 24 saatlik takip süresince Parasetamol 4x1gr I.V, Diklofenak Sodyum 75 mg 2x1 I.M olarak yapıldı. Hastaların ameliyathaneden çıkışı ve ağrı takiplerinin başlamasıyla birlikte NRS 3'ün üstüne çıktığı saat belirlendi ve kurtarıcı opioid analjezik olarak IV Tramadol 1 mg/kg dozunda yapıldı, ikinci doza ihtiyaç olduğunda en az 6 saat aralığa dikkat edildi. Tüm hastaların ameliyathaneden çıkışla birlikte 1,3,6,12,24. saatlerde istirahat ve hareket halindeki NRS skoru, ilk opioid analjezik ihtiyacına kadar geçen süre, postoperatif 24 saatte toplam opioid tüketimi, TFP bloğundan kaynaklanan komplikasyonlar ve yan etkiler (Bulantı, kusma, kulak çınlaması, ağızda metalik tad vb.) ve 24 saatin sonunda hastanın memnuniyet derecesi değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri benzerdi. Grup TFPB, kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük NRS değerine ve daha az opioid kullanımına sahipti. İlk opioid analjezik ihtiyacına kadar geçen süre Grup TFPB'de daha uzun olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Postoperatif 24 saatte toplam opioid tüketimi, TFP bloğuna bağlı komplikasyon ve yan etki açısından gruplar arasında farklılık bulunmamıştır. Hasta memnuniyeti Grup TFPB'de daha yüksek bulunmuştur. Transvers Fasya Plan Bloğu sezaryen sonrası ağrının tedavisinde multimodal analjezik yötemlerin bir parçası olarak etkindir. Bu çalışmaya göre TFP bloğunun kontrol grubuna göre ağrı skoru, opioid analjezik ihtiyacı ve hasta memnuniyeti açısından üstün olduğunu düşünmekteyiz.
  • Specialist Thesis
    Ultrason Klavuzluğunda Yapılan Supraklavikular Blokta Deksmedetomidin veya Midazolam–Fentanil Kombinasyonunun Blok Başlangıcı ve Süresine Etkisi
    (2024) Çelik, Alican; Atalay, Habip
    Çalışmamızda supraklaviküler blok yapılacak hastalarda sedatif ajan olarak kullanılan deksmedetomidin veya midazolam-fentanil kombinasyonunun blok başlangıcı ve süresine olan etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Etik Kurulu onamı alındıktan sonra elektif üst ekstremite cerrahisi planlanmış; 18-65 yaş arası, ASA 1-2 olan 52 hasta yazılı onamları alınarak rastgele iki gruba ayırıldı. Blok yapılmadan önce Grup MF'deki hastalara; midazolam yükleme dozu ve tek seferlik fentanil enjeksiyonu, Grup D'deki hastalara ise; deksmedetomidin ile yükleme dozu verildi. Yükleme dozlarından sonra supraklaviküler blok yapıldı. Sedatif ajanlar ameliyat sonuna kadar infüzyon şeklinde verildi ve her 10 dk da bir Ramsey Sedasyon Skalası 3-4 olacak şekilde ilaç dozları ayarlandı. Perfüzyon indeksi ve ekstremite sıcaklıkları 0, 10, 20 ve 30. dk'da her iki ekstremitede kayıt altına alındı. Duyusal blok başlangıcı için Pinprick testi, motor blok başlangıcı için Modifiye Bromage Skalası, duyusal ve motor blok süreleri, postoperatif dönemde ilk analjezik ilaç süresi, komplikasyon sayıları ve hasta memnuniyetleri kaydedildi. Grup MF ve Grup D'deki hastalarda PI ve sıcaklık artışları benzerdi. Duyusal blok başlama süresi (11.49±2.54'e karşılık 8.32±2,08 dk) ve motor blok başlama süresi (15.03 ±2.62'e karşılık 11.37±2.44 dk) Grup D'de daha kısaydı (p<0,001). Duyusal blok süresi (470±86'e karşılık 576 ±114 dk) Grup D'deki hastalarda daha uzundu (p<0,001). Motor blok süresi (353±58'e karşılık 426 ±96 dk) Grup D'deki hastalarda uzundu (p=0,005). Postoperatif ilk analjezik ilaç süresi Grup D'deki hastalarda anlamlı olarak uzun bulundu (p=0,01). Komplikasyon ve hasta memnuniyetleri benzerdi. Sonuç olarak; Deksmedetomidin blok başlama süresini kısaltır, blok süresini uzatır ve postoperatif ilk analjezik ilaç ihtiyacını geciktirir. Anahtar kelimeler: Supraklaviküler Blok, Sedasyon, Deksmedetomidin, Midazolam, Fentanil
  • Specialist Thesis
    Endobronşiyal ultrason uygulamalarında kullanılan deksmedetomidin ile ketaminin karşılaştırılması
    (2025) Coşkun, Fatih; Atalay, Habip
    Endobronşiyal ultrason kılavuzluğunda transbronşiyal iğne aspirasyonu (EBUS-TBİA)’ nun kolay yapılabilmesi ve hastanın işlemi tolere edebilmesi için sedasyon veya genel anesteziye ihtiyaç duyulur. EBUS-TBİA minimal, orta veya derin sedasyon altında yapılabilir. Çalışmamızda orta-derin sedasyon amacıyla diğer ilaçlara ek olarak kullandığımız deksmedetomidin veya ketaminin hemodinami, solunum fonksiyonları, inspiratuvar peak hava yolu basıncı (Ppeak), öksürük skorları, toplam lidokain miktarı, hasta ve operatör memnuniyeti, derlenme ünitesinden ayrılma zamanı, postoperatif bulantı kusma ve ağrı skorlarına etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Etik kurul onayı alındıktan sonra 42 hasta deksmedetomidin-propofol-fentanil (grup DPF) ve ketamin-propofol-fentanil (grup KPF) olmak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Grup DPF’ deki hastalara deksmedetomidin 1 mcg/kg 10 dk içinde yüklendi ve 0,2-0,7 mcg/kg/saatlik infüzyon hızıyla devam edildi, kalp tepe atımı 60’ın altına düştüğünde infüzyon hızı yavaşlatılmıştır. Grup KPF’ deki hastalara ketamin 0,3 mg/kg bolus verilmiştir. Her iki gruptaki hastalara propofol 0,1-0,5 mg/kg yükleme dozu 3-5 dk içinde verilip sonrasında 1,5-4,5 mg/kg/saatlik infüzyon hızıyla devam edilmiş, fentanil 0,7 mcg/kg dozunda 3-5 dk içinde bolus verilmiştir. Propofol infüzyonu Kantitatif Sedasyon Skoru (KSS) 3-4 olacak şekilde titre edilmiş ve işleme izin verilmiştir. Çalışmamızın sonucunda ketamin grubunda hipertansiyon daha fazla görülmüştür. Solunum depresyonunu desatürasyon ve kurtarma manevrası olarak değerlendirdiğimiz çalışmamızda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Toplam lidokain miktarları ve öksürük skorları açısından her iki grupta benzer bulunmuştur. Ppeak basınç değeri işlem sonrası kontrole göre azalan hasta sayısı ketamin grubunda deksmedetomidin grubuna göre daha fazla olmasına rağmen iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Aldrete skoru 9 olana kadar geçen süre ve postoperatif derlenme ünitesinde kalış süresi deksmedetomidin grubunda daha yüksek bulunmuştur. Postoperatif ağrı skorları açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır. Hasta ve operatör memnuniyeti açısından her iki grupta benzer bulunmuştur. Sonuç olarak EBUS-TBİA yapılacak hastalarda hem deksmedetomidin hem de ketamin sedasyonu seçiminde hasta özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Specialist Thesis
    Preoperatif deksametazonun postoperatif bulantı-kusma, ağrı, üst havayolu semptomları ve derlenme kalitesine etkileri
    (2025) Horasan, Mahmut; Tomatır, Erkan
    Deksametazon, postoperatif bulantı-kusmayı önlemek için güncel kılavuzlarca kullanılması önerilen bir glukokortikoiddir. Ayrıca, deksametazonun postoperatif ağrıyı ve üst havayolu semptomlarını azalttığını ve derlenme kalitesini artırdığını ileri süren çalışmalar da vardır. Bu çalışmada; preoperatif tek doz deksametazonun postoperatif bulantı-kusmayı önlemedeki etkisinin ve diğer olası yararlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Etik kurul onayı alındıktan sonra genel anestezi altında elektif laparoskopik kolesistektomi ve laparoskopik histerektomi planlanan, 18-65 yaşları arasında, ASA 1-2 fiziksel durumunda olan 127 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoperatif tüm hastalara QoR-40 (Quality of Recovery-40) anketi uygulandı. Hastalar 2 gruba ayrıldıktan sonra deksametazon grubundaki hastalara anestezi indüksiyonundan önce 0,1 mg/kg intravenöz (İV) deksametazon, kontrol grubundaki hastalara 2 ml İV serum fizyolojik verildi. Hastaların postoperatif 1. ve 24. saatteki bulantı-kusma, ağrı ve üst havayolu semptomlarına dair skorları, ek antiemetik ve analjezik ihtiyaçları kaydedildi. Ayrıca hastalara postoperatif 24. saatte QoR-40 anketi uygulandı. Hastaların postoperatif 1. saat POBK insidansı (sırasıyla %30,1 ve %53,2; p=0,011) ve ek antiemetik ihtiyacı (6/63 ve 20/64; p=0,002) deksametazon grubunda daha düşüktü. 24. saatte bulantı skorlarında fark olmamakla birlikte, kontrol grubunda daha fazla kurtarma antiemetiğine ihtiyaç duyuldu (17/63 ve 33/64; p=0,005). Ağrı skoru yalnızca 24. saatte deksametazon grubunda daha düşük bulunurken (1,59±0,71 ve 2,02±0,79; p=0,002), ek analjezik kullanımı, üst havayolu semptomları ve derlenme kalitesi bakımından gruplar benzerdi. Sonuç olarak; preoperatif intravenöz tek doz uygulanan 0,1 mg/kg deksametazonun postoperatif bulantı-kusmayı ve ek antiemetik ihtiyacını azalttığı, ancak ağrı, ek analjezik tüketimi, üst hava yolu semptomları ve derlenme kalitesi bakımından belirgin bir yarar sağlamadığı kanısına varıldı.