İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11499/45996

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 231
  • Article
    Deep Disagreements, Rational Attitudes, and Epistemic Respect
    (Beytulhikme Felsefe Cevresi, 2026) Elmaci, Nusret Erdi
    Disagreements are an inevitable consequence of human nature. Thoughts, beliefs, and preferences vary from person to person. However, some disagreements are deep-seated, and it is common for people involved in such disagreements to resist reconciliation. But can we say that the parties in such disagreements are rational? This question has been one of the important debates in epistemology in recent years. This study argues that it is not rational for the parties to continue their disagreement in cases of deep disagreement. To substantiate this claim, we first critically examine the views that argue that deep disagreements cannot be rationally resolved. Those who argue that deep disagreements are unresolvable explain this by the factors that make them deep. However, the study argues that the depth of the disagreement does not prevent the parties from adopting rational attitudes. This is because the depth of the disagreement also legitimizes a strong doubt the nature of the disagreement. Respecting opposing views is possible only by understanding the epistemic role of this doubt.
  • Review
    Yeni Asur Tabletlerinde Sirius’un İzleri: Astronomik Kayıtların Analizi
    (2025) Florıotı, Hanım Hande Duymuş
    MÖ I. binyıla tekabül eden Yeni Asur Devri (MÖ 934-609), Mezopotamya kültür ve bilim tarihinin en zengin ve karmaşık evrelerinden birisini temsil etmektedir. Bu döneme ait yazılı kaynaklar, sadece siyasi ve askeri tarih açısından değil, aynı zamanda astronomik ve dini düşünce sistemlerinin gelişimi açısından da büyük önem taşımaktadır. Gök cisimleri ve özellikle parlak yıldızlar, Yeni Asur toplumu için hem kozmik düzenin hem de tanrısal iradenin göstergeleri olarak görülmüş, bu nedenle astronomik gözlemler ve ilgili ritüellerin merkezinde yer almıştır. Bu makale, Yeni Asur dönemine ait çivi yazılı belgelerde “Sirius” yıldızının (Sumerce MU.GAG.SI.SÁ/ MUL.KAK.SI.SÁ, Akadca šukuddu(m)) geçtiği kayıtları incelemektedir. Astronomik gözlemlerin devlet politikaları ve dinsel ritüeller üzerindeki etkisini ortaya koymayı amaçlayan çalışma, Sirius’un takvimsel belirleyiciliği bağlamında nasıl kullanıldığını metinler aracılığıyla analiz etmektedir. Özellikle Ninova’dan ele geçen ve Asurbanipal dönemine tarihlenen tabletlerde yer alan gözlemler, Sirius’un yılın belirli dönemlerine işaret eden bir göksel işaretçi olarak oynadığı rolü açığa çıkarmaktadır. Çalışma, söz konusu yıldızın Mezopotamya astronomi geleneği içindeki yeri ile bilimsel bilgi üretimindeki işlevini değerlendirmekte, aynı zamanda yıldızın kültürel ve ideolojik anlamını da tartışmaya açmaktadır. Bu bağlamda, astronomik verilerin hem tanrısal iradenin bir yansıması hem de yönetsel karar süreçlerinde bir araç olarak nasıl kullanıldığı gösterilmektedir.
  • Article
    Temaları Bakımından Özbek Türkçesiyle Yazılmış Kur’an Tercümelerindeki Dinî Terimler
    (2025) Eynel, Sema
    Türkçe, dinî terim üretmede köklü bir geleneğe sahiptir. Manihaizm ve Budizm’e geçişle başlayan Uygurların dinî terimlerin Türkçeleştirilmesi anlayışı, Karahanlı dönemi İslami metinlerinde sürdürülse de Harezm ve Çağatay Türkçesi dönemlerinde her dinî terime Türkçe karşılığın üretilmesi hassasiyetinin azalmış ve özellikle dinî terimlerde Arapça ve Farsçanın hakimiyetine ait izler, günümüz Türk lehçelerine kadar taşınmıştır. Özbek Türkçesindeki dinî terim çalışmaları incelendiğinde alandaki çalışmaların sınırlı olduğu görülür. Özellikle Türkçe dinî terim kullanımı bakımından Özbek Türkçesinin zenginliği yeterince işlenmediği görülmüş, çalışmada Özbek Türkçesindeki Türkçe dinî terim varlığı, temaları bağlamında ortaya konmuştur. Alaaddin Mansur ve Muhammed Sadık tarafından Özbek Türkçesiyle yazılmış Kur’an tercümelerindeki Türkçe dinî terimler, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniğiyle taranmış ve tespit edilen 279 terim temaları bakımından sınıflandırılıp analiz edilmiştir. Ayrıca bu terimler, oluşumları bakımından da ele alınmış ve Türkçenin dinî terim üretimi bakımından zenginliğini ortaya koyacak veriler elde edilmiştir. Üstün ve köklü bir dil olan Türkçedeki dinî terimlerin, sadece Özbek Türkçesinde değil tüm çağdaş lehçelerde millî bir şuurla ele alınmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur.
  • Article
    Sosyal Medya Yapıları, Dezenformasyon ve Epistemik Suç
    (2025) Elmacı, Nusret Erdi
    İnternet teknolojinin etkisiyle çağımızın önemli sorunlarından birisi dezenformasyondur. Yanlış enformasyonlar, sahte haberler veya saçmalıklar yoluyla gerçekler gizlenmekte veya gerçeği yansıtmayan inançlar toplum tarafından benimsenmektedir. Bunlar dezenformasyonun oluşmasının kaynaklarıdır, ama dezenformasyonun yayılımı için söz konusu kaynakların tüketilmesi gereklidir. Son yıllarda epistemik baloncuklar ya da yankı odaları gibi sosyal medya yapılarının dezenformasyon tüketimini mümkün hale getirdiğine dikkat çekilmektedir. Kişilerin kendi eğilimlerinin sonucunda oluşan bu yapılar enformasyonlara filtre uygulayarak karşıt düşünce ya da delilleri kısıtlar. Bundan dolayı, kişilerin herhangi bir konuda verdiği yargılar kısıtlı enformasyona dayanmakta, hatta bazen tamamen yanıltıcı enformasyonlardan destek almaktadır. O halde, böyle yapıların içerisindeki kişilerin yargıları epistemik anlamda kusurludur. Çalışmanın amacı dezenformasyonun yayılımına hizmet eden sosyal medya yapılarının işleyiş şeklini inceleyerek, bu yapıların içerisindeki öznelerin epistemik sorumluluk bakımından değerlendirmesini yapmaktır. Çalışmanın sonucunda, inanç oluşturmak için bazı normların ihlalinin veya cehaletin gelişmesine katkı sağlamanın epistemik suç olduğu ve epistemik suçu entelektüel bir kültür olarak kabul etmenin dezenformasyonla baş edebilmek için önemli olduğu ileri sürülmektedir.
  • Article
    Parçalanarak Oluşmak: Muhtar Magavin’in “Jarmaq” Romanında Postkolonyalizm
    (2024) Toltay, Faizulla; Ağırman, Ferhat
    Postkoloniyalizm, kolonileşmiş toplumsal süreçlerin sonucunda araştırma konusu haline gelmiş bir alandır. Üçüncü dünya ülkelerinin yetiştirdiği düşünürlerden E. Said, Spivak ve Fanon vb. yazarların postkolonyalizm alanında ciddi çalışmalar yaptıklarını görmemiz mümkündür. Bu düşünürlerden esinlenerek Orta Asya düşünce dünyasını tanımaya çalıştığımızda Muhtar Magavin’in bu yönde eserler verdiğini söyleyebiliriz. Yazar “Jarmaq” adlı romanını söz konusu alan üzerinde kurgulamıştır. Tamamen gerçekliğe ve yaşanmışlığa dayanarak inşa ettiği romanında yazar, toplumun sömürge sonrası yaşadığı sorunlar ve bunların sonuçlarını maduniyet kavramı üzerinden işlemiştir. Magavin kolonileşmiş bir toplumu postkolonyal açıdan nasıl bir sürecin beklediğini en açık ifadelerle ortaya koymuştur. Romanda ele alınan toplum ve bireyin yaşadığı araf durumu Magavin tarafından tasvir edilir. Kısaca özne kendinden ödün vererek, yani bir bakıma yabancılaşarak yeni bir kimlik kazanmaya çalışmaktadır. Bizim açımızdan ise eserde işlenen konu koloni sonrası toplumların yaşadığı krizin ortak noktasını oluşturur. Sorun artık Orta Asya toplumları ve yazarlarının ele aldığı eserler üzerinden yeni bir inceleme sürecini gerekli kılmaktadır.
  • Article
    Ergenekon Destanının Yeni Bulunan Doğu Türkistan Nüshası ve Bu Nüshada Geçen Azgınakon (Ergenekon) Adı Üzerine
    (2025) Nalbant, Mehmet Vefa; Ayduran, Erhan
    Bozkurt destanının yeniden türeme anlatısı olarak kabul edilen fakat Moğollara atfedilen Ergenekon destanının bugüne kadar elimize ulaşmış birkaç varyantı bulunmaktadır. Bu varyantların tümünde anlatı kırıma uğramış Türk veya Moğol boylarının Ergenekon adı verilen efsanevî bir mekânda yeniden türeme ve çoğalmaları üzerine kurulmuştur. Bütün varyantlarda şahıslar ve temel olaylar aynı olmakla birlikte Ergenekon adı farklı biçimlerde anılmakta ve anlam verilmektedir. Bu makale çerçevesinde Ergenekon destanının bilinen varyantlarına ek olarak yeni tespit edilmiş bir varyantı bilim dünyasına tanıtılacak, bu arada söz konusu destanda geçen Ergenekon adı yine eserde geçtiği yeni şekliyle anlatıya bağlı olarak açıklanmaya çalışılacaktır. Söz konusu varyantın bulunduğu nüsha Doğu Türkistan’da kaleme alındığı için bu yeni nüsha Ergenekon Destanı’nın Doğu Türkistan Nüshası olarak anılacaktır.
  • Article
    Özbek Edebiyatında Yer Alan “nevâî” Konulu Romanlar Üzerine Ünvan Grupları Bağlamında Bir Karşılaştırma
    (2025-11-23) Eynel, Sema
    Nevâî, Özbek edebiyatında millî kimlik ve kültürel hafızanın simge ismidir. Yaşanan siyasî, sosyal, kültürel değişim ve gelişimlerde, yazarların halkı öz değerlere yönlendirmede başvurduğu temel kişilik de yine Nevâî olmuştur. Musa Taşmuhammedoğlu Aybek ve İsacan Sultan’ın Nevâî’yi konu alan romanları, söz konusu düşüncenin aynası niteliğindedir. Sovyet ve bağımsızlık döneminin iki yazarı ele aldıkları eserlerle, döneminin ideolojik sınırları içerisinde, halkı bilinçlendirmeye çalışmışlardır. Yaşadıkları dönemin etkisinin romanın yapısı, karakterleri, gerçeklik ve kurgu ögelerinde açıkça hissettirmektedir. Roman yazarları eserleriyle Nevâî’yi zamanlar üstü mesaj taşıyan bir güç haline getirseler de romanlardaki karakterlere ait ünvanların yazıldığı döneme ait izler taşır. Bu bakımdan çalışmanın kapsam sınırını söz konusu iki eser oluşturmaktadır. Çalışmada eserlerde yer alan ünvanlar, doküman analizi yöntemiyle taranmış ve ünvanların tematik sınıflandırması yapılıp karşılaştırılmıştır. Yapılan sınıflandırmada eserlerdeki ünvanlar karşılaştırmalı olarak analiz edilmiş, nitel ve nicel araştırma teknikleriyle tespit edilen veriler tablo ve grafiklere dökülerek yorumlanmıştır. Çalışmayla ünvanlar bağlamında iki eser ve eserlerin yazıldığı dönem, vermek istedikleri mesaj üzerine belirlemelerde bulunulmuştur.
  • Article
    An Analysis of the Biographies (Teracim-I Ahval) of Ottoman Sharia Court Officials in the Second Half of the 19th and the Early 20th Century
    (Hale Sivgin, 2025-12-15) Gokmen, Ertan; Ozdemir, Omur Yazici
    This study aims to analyze the professional, geographical, educational, and bureaucratic characteristics of individuals belonging to the "ilmiyyah" class in the second half of the 19th century and the early 20th century. The primary source of the research is the 59th Registry of the B & acirc;b-& imath; Fetva Sicill-i Ahval Department. In the study, which examines the registry summaries of 349 individuals, the processes of birth (tevell & uuml;d), education (tahsil), appointment (tayin), promotion (terfi), and retirement (teka & uuml;d) of the members of the ilmiyyah class are addressed from a multidimensional approach. The registry data shows that Ottoman scholars were trained not only in central educational institutions but also in provincial madrassas, and that their areas of responsibility extended beyond Sharia courts to administrative, civil, and military institutions established during the Tanzimat period. Moreover, it is understood that madrasa education was shaped by the interaction between the center and the provinces, and that place of birth, language proficiency, and education level were decisive in bureaucratic careers and appointment processes. Based on data analysis using the prosopographic method, the study documents the functional transformation of the ilmiyyah class in the post-Tanzimat period and reveals how the classical scholar identity was integrated into the modern bureaucratic structure.
  • Article
    Ad Hoc Hipotezlerin Bilimdeki Rolü: Karl Popper’ın Yanlışlanabilirlik İlkesi ve Sözdebilim ile İlişkisi
    (2025-07-15) Yardımcı, Alper Bilgehan; Güleroğlu, Selin
    Bu çalışma, Karl Popper’ın yanlışlamacı bilim anlayışı çerçevesinde ad hoc hipotezlerin bilimsel teorilerdeki rolünü ve sözdebilimle olan ilişkisini eleştirel bir yaklaşımla incelemektedir. Ad hoc hipotezler, çoğunlukla bir teoriyi eleştirilerden korumak veya yanlışlanmasını önlemek amacıyla geliştirilen, ancak teorinin genel geçerliliğine yapısal bir katkı sağlamayan düzenlemeler olarak değerlendirilmektedir. Popper’ın bilimsel yöntemi, bilimselliğin temel ölçütü olarak yanlışlanabilirliği esas almakta; bu çerçevede ad hoc hipotezlerin, özellikle sınanabilirlikten yoksun olduklarında, teorilerin bilimsel değerini zayıflatabileceğine dikkat çekmektedir. Makale, ad hoc hipotezlerin bilimsel kullanımına yönelik olumlu ve olumsuz tarihsel örnekleri karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Einstein’ın kozmolojik sabiti ve Leverrier’in Neptün’ün keşfinde geliştirdiği hipotez, ad hoc yaklaşımların bilimsel ilerlemeye katkı sağlayabileceğini ortaya koyarken; Merkür’ün yörüngesel sapmalarını açıklamak üzere öne sürülen Vulcan hipotezi, başarısız ve doğrulanmamış bir ad hoc müdahale örneği olarak sunulmaktadır. Bu karşılaştırma, ad hoc hipotezlerin bilimselliğe katkısının, yalnızca test edilebilirlik ve ampirik dayanakla desteklenmeleri hâlinde geçerli olabileceğini göstermektedir. Çalışma ayrıca, ad hoc hipotezlerin doğrulamacı eğilimlerle olan ilişkisini ortaya koymakta ve bu tür müdahalelerin Popper’ın karşı-tümevarımcı yaklaşımıyla nasıl çeliştiğini tartışmaktadır. Sözdebilimlerde sıkça rastlanan dogmatik tutumlar ve sistematik ad hoc müdahaleler, bilimsellikten uzaklaşmanın tipik örneklerini teşkil etmektedir. Özellikle astroloji gibi alanlarda, teorilerin çürütücü veriler karşısında sürekli yeni varsayımlarla korunması, eleştiriye kapalı yapılar yaratmakta ve Popper’ın yanlışlanabilirlik ilkesini ihlal etmektedir. Sonuç olarak, bu makale ad hoc hipotezlerin bilimsel yöntemlerde yalnızca dikkatli ve sınırlı biçimde, test edilebilirlik ilkesini zayıflatmadan kullanılmaları gerektiğini savunmakta; Popper’ın bilimsellik kriterlerinin bu bağlamdaki belirleyici rolünü vurgulamaktadır. Aksi hâlde, ad hoc hipotezlerin sistematik kullanımı, bilim ile sözdebilim arasındaki sınırın bulanıklaşmasına yol açmakta ve bilimsel yöntemin temelini oluşturan eleştirel rasyonalizmi zedelemektedir.