Bilgilendirme: Sürüm Güncellemesi ve versiyon yükseltmesi nedeniyle, geçici süreyle zaman zaman kesintiler yaşanabilir ve veri içeriğinde değişkenlikler gözlemlenebilir. Göstereceğiniz anlayış için teşekkür ederiz.
 

Doktora Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11499/67668

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 965
  • Doctoral Thesis
    Özbek Türkçesinde Yansıma Sözcükler (Yapı, İşlev ve Anlam Bakımından)
    (2025) Şahin, Süveyda; Biray, Nergis
    Kullanımı itibari ile Türk dilleri ile sınırlı olmayan yansıma sözcükler, dünyadaki bütün dillerin söz varlığında önemli bir yere sahiptir. Duygu ve düşüncelerin yanı sıra insanın hareketini ve ifade etmek istediği şeyi açık, anlaşılır ve duygusal olarak anlamlı hale getiren bu sözcükler, Türk dilinin içinde yer alan Türk lehçelerinde farklı anlamlarda ve konularda bilimsel araştırmaların konusu olmuştur. Özbek Türkçesinde Yansıma Sözcükler ise Türk dili ve lehçelerinde bugüne kadar kapsamlı olarak ele alınmamıştır. Tabiattaki canlı ve cansız varlıklar dolaylı yoldan veya doğrudan hareketlilik içindedir ve dolayısı ile bazı seslerin ve gürültülerin kaynağı durumundadır. Tabiatın bir parçası olan insan ise bu hareketliliği ve canlılığı gözlemleyerek bunu beş duyu organının yardımıyla sözcüklere dökmeye çalışmıştır. Bu gürültü veya seslerin insanın duyu organlarında yarattığı etkiyi, ana dili kullanarak dilin yapısına yaklaştırma ve bu ses yansımalarına özgü bir sistem oluşturarak tabiattaki sesleri sözcüklere dönüştürmek ve aktarmak; o dilde renkli, canlı ve çarpıcı anlatımlara olanak sağlamaktadır. Yansıma sözcüklerin tespitinde karşımıza tabiatta sürekli devam eden bir hareketlilikten kaynaklanan sesler, canlılara ait gürültüler ve seslenişler en sık karşılaşılanlardır. Suların şırıltı'sı, ateşin çıtırtı'sı, yaprakların hışırtı'sı, gökyüzünün gürleme'si, kuşların cıvıltı'sı, insanın inilti'si gibi birçok yansıma sözcük; canlı veya cansız varlıkların hareketinden ve canlılığından kaynaklanan seslerin insanlar tarafından dilin imkânları dâhilinde adlandırılmaya çalışılmıştır. Böylece insanın o sese en yakın sesi çıkararak onu bir sözcük haline getirmesine ve ifade etmesine katkı sağlamıştır. Özbek Türkçesinde de insanın ingrama'sı 'inleme', kuşların vicir vicir yapması 'cıvıldaması', suyun bikillama'sı 'fokurdaması', ağaçların şatirlama'sı 'hışırdaması' gibi yansımalar en çok tabiattaki canlı veya cansız varlıkların seslerinin taklidi ile yapılmıştır. Yansıma sözcükler, oluşturulurken sesin çıkmasına neden olan hareketin türüne bağlı kalınmış ve bu seslerin çıkmasına neden olan kaynaklara uygun düşen seslerle yapılmıştır. Yansıma seslerin bu şekilde adlandırılmasıyla çağrışım kolaylığı sağlanmıştır. Bu çalışmada Türk lehçelerinin Güney-Doğu Türk lehçeleri içerisinde yer alan ve yazı dili olarak tarihten bugüne süregelen Özbek Türkçesinde kullanılan yansıma sözcükler ele alınacak ve incelenecektir. Çalışmanın amacı Özbek Türkçesinde kullanılan yansımaların tespit edilmesi ile lehçe öğrenmede, lehçeler arası aktarma yaparken, ses ve şekil bilgisi çalışmalarında Türk Diline kolaylık ve katkı sağlamaktır. Yansımaların Türk lehçelerindeki ses ve şekil bilgisi özelliklerinin tespit edilmesi Türkçenin ses düzeni ile ilgili ipuçları da verebilecek bir konudur. Türk lehçeleri arasındaki bu değerlendirmeleri yapabilmek için öncelikle her Türk lehçesinde kullanılan yansıma sözcüklerin tespit edilmesi ve bunların sözlükler şeklinde hazırlanıp incelenmesi, yapı, işlev ve anlam özelliklerinin belirlenmesi gereklidir. Tezimizde Türk lehçelerinin Güney-Doğu Türk lehçeleri içerisinde yer alan ve yazı dili olarak tarihten bugüne süregelen Özbek Türkçesinde kullanılan yansıma sözcükler bu bakış açısıyla ele alınacak ve incelenecektir. Bu çalışmaların yapılması ve tespitlerin toplanması sonrasında daha ileride yapılacak çalışmalarda belki Türk lehçelerinin tasnifi konusunda yansımaların nasıl bir yer kapladığını görmek de mümkün olacaktır. Çalışmanın bitiminde genel olarak dil bilimi açısından özelde ise anlam, yapı şekil bilgisi açısından önemli bir konunun Türk dilinin farklı alanlarındaki kullanımlarının belirlenmesine katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Özbek Türkçesi, yansıma sözcükler, tabiat taklidi sözler, yapı, anlam, işlev.
  • Doctoral Thesis
    Kabul ve Kararlılık Terapisi'ne Dayalı Psikolojik Esneklik Psikoeğitim Programının Flört Şiddetine Yönelik Tutum ve İlişki Öz-Yeterliğine Etkisi
    (2025) Sezer, Betül Orman; Baltacı, Hülya Şahin
    Bu çalışmanın amacı romantik ilişkisi devam etmekte olan üniversite öğrencilerinin psikolojik esneklik düzeyleri, ilişki özyeterlik algıları ve flört şiddetine yönelik tutumlarını güçlendirmeye yönelik sekiz oturumluk Kabul ve Kararlılık Terapisi'ne Dayalı Psikolojik Esneklik Psikoeğitim Programı geliştirmek ve ilgili programın etkililiğini test etmektir. Araştırma, karma yöntem desenine dayanarak deneysel aşama ve deney sonrası nitel aşama olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Deneysel süreç deney ve kontrol gruplu ön-test, son-test ve izleme ölçümlü 2x3'lük deneysel desenle gerçekleştirilmiştir. Deney grubunu 15 katılımcı (14 kadın 1 erkek) ve kontrol grubunu 14 katılımcı (12 kadın 2 erkek) oluşturmuştur. Nitel aşamada, eğitimin ve grup yaşantısının değerlendirilmesi için deney grubu katılımcılarıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, Psikolojik Esneklik Ölçeği (PEÖ), Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği (YİŞTÖ) ve İlişki Özyeterlik Ölçeği (İÖÖ) ile toplanmış; ek olarak demografik bilgiler için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde parametrik istatistik yöntemlerinden yararlanılarak İlişkili Gruplar T testi ve Tekrarlı Ölçümler için ANOVA kullanılmıştır. Nitel veriler, içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Sonuçlar, ACT temelli programın psikolojik esneklik ve ilişki öz-yeterliğini artırdığını, flört şiddetine yönelik tutumları azalttığını ve bu etkilerin üç aylık izleme sürecinde sürdüğünü göstermiştir. Nitel bulgular, katılımcıların program sürecinde psikolojik esneklik kazandıklarını, ilişki özyeterlik algılarının güçlendiğini ve flört şiddetine yönelik kabul edici tutumlarında azalma olduğunu göstererek nicel verileri desteklemektedir.
  • Doctoral Thesis
    Postüral kifozu olan adölesanlarda schroth yönteminin torasik kifoz, yaşam kalitesi ve vücut imajı üzerine etkisinin incelenmesi; Randomize kontrollü bir çalışma
    (2025) Bulut, Şeyma; Kitiş, Ali
    Amaç: Postüral kifozu olan adölesanlarda Schroth yönteminin, torasik kifoz açısı, yaşam kalitesi ve vücut imajı üzerindeki etkinliğini, geleneksel egzersizlerin etkinliği ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışma grubu; torasik kifoz açısı ≥45° olan, 10-17 yaş aralığındaki 30 hastadan oluşmuştur. Hastalar randomize olarak 2 gruba ayrılmıştır; geleneksel egzersiz grubu-GE (n=15) ve Schroth egzersiz grubu-SE (n=15). Gruplar 12 hafta, haftanın 3 günü fizyoterapist gözetiminde egzersiz programına katılmıştır. Ölçümler, egzersiz programına başlamadan önce ve tedaviden hemen sonra ve tedavi sonrası 12. haftada tekrarlanmıştır. Hastaların torasik kifoz indekslerini ölçmek için esnek cetvel; omuz hareket genişliklerini ölçmek için gonyometre; ağrı düzeyini ölçmek için Görsel Analog Skala (GAS); vücut imajını ölçmek için Kendi Kendine Algılanan Vücut İmajı; yaşam kalitesi için Scoliosis Research Society-22 Yaşam Kalitesi Anketi (SRS-22) kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda GE ve SE grubunda egzersiz eğitimi sonrasında ve takip değerlendirmelerinde kifoz derecesinde ve ağrı değerinde azalma saptanırken (p<0,05), gruplar karşılaştırıldığında kifoz açısındaki azalmanın SE grubunda daha fazla olduğu, ağrı değerinde ise iki grup arasında fark olmadığı görülmüştür(p>0,05). Her iki grupta da omuz fleksiyon, eksternal rotasyon dereceleri tedavi sonrasında anlamlı olarak artmıştır, omuz abdüksiyonu ise takip değerlendirmeleri sonunda anlamlı olarak artmıştır. (p<0,05) Takip değerlendirmelerinde gruplar karşılaştırıldığında omuz abdüksiyon ve eksternal rotasyonunun SE grubunda daha fazla olduğu görülmüştür (p<0,05). SE grubundaki ve GE grubundaki vücut imajı değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğu tedavi öncesi değerlerin hem tedavi sonrası hem de takip değerlerine göre anlamlı şekilde düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). Yaşam kalitesi verilerine göre ise iki grupta da değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05), tedavi sonrası ve takip değerlendirmesinde SE grubunun skorlarının geleneksel gruba göre anlamlı şekilde yüksek skorlar aldığı görülmüştür (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma, postüral kifozda torasik kifoz açısı, vücut imajı ve yaşam kalitesinin uzun dönem korunmasına yönelik egzersiz yaklaşımlarına ilişkin literatürdeki sınırlı bilgilere katkı sağlamaktadır. Schroth yöntemi, üç boyutlu egzersiz prensipleriyle postüral uyumun ve fonksiyonel iyilik halinin sürdürülebilirliğini desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Postüral kifoz; Schroth; Üst ekstremite; Vücut imajı; Yaşam kalitesi
  • Doctoral Thesis
    İklim Değişikliği Eğitiminde Bisiklet Modeli Uygulamaları: Bir Eylem Araştırması
    (2025) Öztürk, Zeher Dilek; Durkan, Nazmi; Yakar, Zeha
    Bu araştırmanın temel amacı, 5. sınıf öğrencileri ile onların velilerinin küresel ısınma ve iklim değişikliği konularına ilişkin bilişsel yapılarını ve farkındalık düzeylerini ortaya koymaktır. Çalışmanın odağında, iklim değişikliği eğitiminde son yıllarda öne çıkan yeni bir yaklaşım olan Bisiklet Modeli'nin uygulanması bulunmaktadır. Araştırma kapsamında, öğrenciden veliye doğru gerçekleşen nesiller arası öğrenme aktarımı incelenmiş; bu süreçte velilerin küresel ısınma ve iklim değişikliği kavramlarına dair bilişsel yapılarında meydana gelen gelişmeler ile farkındalık düzeylerindeki değişimler belirlenmiştir. Ayrıca Bisiklet Modeli doğrultusunda yürütülen etkinliklerin, öğrencilerin iklim değişikliğine yönelik eyleme geçme isteği üzerindeki etkileri değerlendirilerek, yürütülen uygulamaya yönelik hem öğrenci hem de veli görüşleri toplanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden eylem araştırması deseniyle yürütülen çalışma, 2023–2024 eğitim-öğretim yılında Denizli'deki bir devlet ortaokulunda, 40 beşinci sınıf öğrencisi ve onların velileriyle gerçekleştirilmiştir. İklim değişikliği eğitimine bütüncül bir bakış sunan Bisiklet Modeli doğrultusunda beş farklı öğrenci ve öğretmen modülü hazırlanmış ve bu modüller 20 haftalık uygulama süreci boyunca kullanılmıştır. Veri çeşitlemesi yaklaşımı benimsenerek hem nitel hem nicel veriler toplanmıştır. Nitel veri için küresel ısınma-iklim değişikliği kelime ilişkilendirme testleri, öğrenci ve veli görüş formları, öğrencilerin ürünleri, araştırmacının alan notları, günlüğü ve eyleme geçme isteği formu kullanılırken; nicel veri toplamak amacıyla öğrencilere iklim değişikliği okuryazarlık ölçeği ile öğrenci gözlem formu, velilere ise iklim değişikliği farkındalık ölçeği uygulanmıştır. Araştırma bulguları, Bisiklet Modeli ile hazırlanan modüllerin öğrencilerin küresel ısınma ve iklim değişikliği kavramlarına yönelik bilişsel yapılarını güçlendirdiğini, iklim okuryazarlık düzeylerini artırdığını ve eyleme geçme motivasyonlarını olumlu yönde etkilediğini göstermiştir. Ayrıca öğrenciler aracılığıyla gerçekleşen nesiller arası öğrenme sonucunda velilerin de bu kavramlara ilişkin bilişsel yapılarının geliştiği ve farkındalık düzeylerinin yükseldiği belirlenmiştir. Öğrenciler ve velileri uygulamaya yönelik olumlu görüş bildirmiş ve velileri benzer iklim değişikliği eğitimine yönelik benzer uygulamaların üst sınıf düzeylerinde de sürdürülmesi gerektiğini ifade etmiştir.
  • Doctoral Thesis
    Altay Türklerinde Geleneksel Ekolojik Bilgi ve Tasarımları
    (2025) Yıldız, Adnan; Çelepi, Mehmet Surur
    Altay Türklerinde 'Geleneksel Ekolojik Bilgi'nin (GEB) doğa tasarımları, kült pratikleri, mitolojik anlatılar ve gündelik yaşam kodları üzerinden nasıl üretildiğini, aktarıldığını ve kültürel düzen içinde nasıl meşrulaştırıldığını inceleyen bu tez, GEB'in Altay düşünce dünyasındaki kavramsal temellerini, anlatısal temsil biçimlerini ve pratik karşılıklarını bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır. Çalışma; 'Giriş', üç ana bölüm ve 'Sonuç' ile birlikte kaynak kişi dizini ve Altayca terimler sözlüğü gibi tamamlayıcı kısımlardan oluşmaktadır. Giriş bölümünde amaç, kapsam, sınırlılıklar ve yöntem açıklanmış; alan değerlendirmesiyle araştırmanın metodolojik zemini kurulmuştur. Birinci bölümde ekoloji kavramı ile ekoeleştiri, yeni maddecilik, ekoanarşizm, ekofeminizm, etno-ekoloji, derin ekoloji ve ekolojik folklor gibi çağdaş yaklaşımlar üzerinden GEB'in kuramsal konumu tartışılmış; Altay Cumhuriyeti'nin tarihî, coğrafî ve ekolojik bağlamı sunulmuştur. Bu bölümde ayrıca tezin özgün katkılarından biri olarak 'Eko-Yapı İşlevsel Anlatı Kuramı' (EYİAK) geliştirilmiş ve GEB'in metin, yapı ve işlev boyutlarını birlikte açıklayan ilkeleri ortaya konulmuştur. İkinci bölümde yaratılış tasarımları ile su, toprak, dağ, ağaç, tarım-botanik, hayvan-avcılık-zooloji, halk mimarisi, mutfak, hekimlik, gökyüzü ve yeraltı başlıklarında GEB birikimi metin ve pratik düzlemlerinde incelenmiştir. Üçüncü bölümde GEB'i koruyan toplumsal dinamikler ve ekolojik müze temelli koruma-aktarım yaklaşımları değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde saha ve literatür verileri ışığında Altay ekolojik tasarımlarının süreklilik mekanizmaları ve kültürel işlevleri bütüncül biçimde ortaya konulmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Ardışık mezofilik ve termofilik konsolide fermantasyon ile atık incirden bütanol üretimi
    (2025) Özkan, Ebru; Argun, Hidayet
    Artan enerji talebi, fosil yakıtların yoğun şekilde kullanımına neden olarak hem bu kaynakların hızla tükenmesine hem de önemli çevresel sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer alan biyokütle bazlı biyoyakıtlar, fosil yakıtlara güçlü bir alternatif olarak öne çıkmakta olup, bu biyoyakıtlar içinde biyobütanol üstün özellikleri sayesinde gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, aflatoksin içeren atık kuru incirlerden ardışık mezofilik (MF) ve termofilik (TF) konsolide fermantasyon ile bütanol üretimi gerçekleştirilmiştir. MF aşamasında süreç parametrelerinin optimize edilmesi amacıyla Box–Wilson deney tasarımı uygulanmış ve üç farklı deney setinde çeşitli parametreler değerlendirilmiştir. Yapılan deneyler sonucunda optimum koşullar; 1 bar CO₂ basıncı, 22,5 g/L incir konsantrasyonu, %5 MF aşı yüzdesi, 88 saat MF bekleme süresi, 250 C/N oranı ve 950 C/P oranı olarak belirlenmiştir. Bu optimum koşullarda 0,78 g/L bütanol konsantrasyonu elde edilmiştir. TF aşamasında Thermoanaerobacterium thermosaccharolyticum DSM 571 bakterisi ile gerçekleştirilen çalışmalarda Taguchi deney tasarım yöntemi uygulanmış ve üç farklı deney setinde çeşitli parametreler incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre optimum koşullar; 1 gün TF bekleme süresi, %1 TF aşı oranı, 0,8 bar H₂ basıncı, 5 mg/L Mo, 15 mg/L W, 15 mg/L Fe, 500 mg/L L-sistein·HCl, 30 mg/L Zn, pH 7 ve 50 °C sıcaklık olarak belirlenmiştir. Bu optimum koşullar altında gerçekleştirilen fermantasyonda 1,15 g/L bütanol elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, atık incirlerin ardışık mezofilik ve termofilik fermantasyon süreçlerinde bütanol üretimi için kullanılabileceğini ve bu yöntemin atıkların enerji üretiminde değerlendirilmesine katkı sağladığını göstermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Türkiye'deki gentianeae (Gentianaceae) tribusu üzerinde mikromorfolojik ve anatomik çalışmalar
    (2025) Şeker, Erkan; Çiçek, Mehmet
    Bu tez çalışmasında, Türkiye'deki Gentianeae tribusunun 4 cinsine ait 19 takson anatomik ve mikromorfolojik olarak incelenmiştir. Çalışmalarda ışık ve elektron mikroskobu görüntüleri kullanılmıştır. Çalışılan taksonlara istatistiksel analizler (PCA, kümeleme, bağımsız t-testi ve Mann-Whitney U testi) uygulanarak karakterlerin taksonomik önemi ve taksonların akrabalık ilişkileri hakkında fikir sahibi olmak amaçlanmıştır. Polen taneleri monad, radyal simetrili, isopolar ve trikolporat olarak gözlenmiştir. Polen şekilleri (P/E) çoğunlukla oblat-sferoidal, bazen subprolat ve bazen de prolat-sferoidal olarak belirlenmiştir. Ornamentasyon tipi, çoğunlukla striat-perforat veya striat-retikülat (bazen striat, rugulat, retikülat, retikülat, rugulat-perforat) olarak gözlenmiştir. Tohum yüzey şekli genellikle retikülat, bazen rugoz ve striat olarak gözlenmektedir. Gentiana cinsine ait palinolojik karakterler üzerine yapılan PCA ile varyansın %84,2 seviyesinde açıklanmıştır. Bu analizde; PC1 (ekvatoral eksen, Clt, por uzunluğu, por çapı, mezokolpiyum, apokolpiyum), PC2 (polar eksen, Clg, P/E) ve PC3 (ekzin, intin, Clg/Clt) grupları belirlenmiştir. Ayrıca kümeleme analizi ile palinolojik açıdan 3 grup oluşmuştur. Anatomik çalışmalara göre yapılan gruplandırmalar ile palinolojik gruplandırmalar farklılıklar göstermektedir. Palinolojik karakterler önceki çalışmalardaki sistematik gruplandırmalarla yakın (G. gelida ile G. boissieri, G. verna alttürleri, G. pyrenaica ile G. aquatica taksonları) sonuçlar gösterdiğinden önemlidir. Gentianella cinsine ait anatomik ve palinolojik kümeleme analizleri yakınlık göstermektedir. Swertia cinsine ait 2 taksonun ayrılmasında bazı palinolojik (polar eksen, Clg, Clg/Clt, Apokolpium ve ekzin), anatomik (iletim demeti kalınlığı, trake çapı, korteks parankiması çapı, gövde epidermis uzunluğu, yaprak eni, mezofil kalınlığı, yaprak ksilem çapı, üst ve alt epidermis uzunluğu) ve tohum morfolojisi (tohum uzunluk ve genişliği) karakterler bu iki tür arasında anlamlı farklılık göstermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Strateji Odaklı Okuma Eğitiminin Okuduğunu Anlama, Çıkarım Becerileri ve Okur Özyeterliğine Etkisi
    (2025) Yurtseven, Tuba; Yaylı, Derya; Lopar, Elsev Brina
    Bu çalışmanın amacı, Türkçe dersi okuma becerisi etkinliklerinde strateji odaklı eğitim durumlarının öğrencilerin okuduğunu anlama, çıkarım becerileri ve okur özyeterliğine etkisini incelemektir. Çalışma yedinci sınıfta öğrenim gören ve uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 30'u deney grubu ve 30'u kontrol grubu olmak üzere toplam 60 öğrenci ile yürütülmüştür. Bu iki gruptan hangisinin deney, hangisinin kontrol grubu olacağı ise seçkisiz atama yoluyla belirlenmiştir. Yine uygulama aşamasına başlamadan önce seçkisiz atama yoluyla belirlenmiş 10 öğrenci ile pilot uygulama gerçekleştirilmiştir. Aşamalı Sorumluluk Aktarım Modeli (Kademeli Sorumluluk Devri Modeli) doğrultusunda bilişsel ve üstbilişsel stratejiler haftalık 2 ders saatini kapsayacak biçimde eğitim durumları ile uygulanmıştır. Araştırmaya ilişkin veriler; öğrencilerin okuduğunu anlama becerisinin değerlendirilmesi ereğiyle Ülper vd. (2017) tarafından geliştirilen Okuduğunu Anlama Testi, öğrencilerin çıkarım becerilerini değerlendirmek ereğiyle Çetinkaya vd. (2023) tarafından geliştirilen Çıkarım Becerileri Değerlendirme Aracı ve öğrencilerin okumaya yönelik özyeterliklerini belirlemek ereğiyle Ülper vd. (2013) tarafından geliştirilen Okur Özyeterlik Ölçeği ile toplanmıştır. Elde edilen bulgular, strateji odaklı okuma eğitimi yönteminin okuduğunu anlama başarıları üzerinde orta düzeyde; çıkarım becerileri üzerinde yüksek düzeyde; okur özyeterlikleri üzerinde ise orta düzeyde etkili olduğunu belirlemiştir. Bulgular Türkçe dersi öğretiminde strateji odaklı okuma eğitiminin sürece olan katkısını vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Strateji öğretimi, okuduğunu anlama, çıkarım becerisi, okur özyeterliği
  • Doctoral Thesis
    Türk Üniversitelerinde Sürdürülebilirlik Bağlamında Yeşil Yönetim ve Duygusal Zekânın Yeşil Örgütsel Davranış Üzerindeki Etkisinde Yeşil Yönetim Algısının Aracı Rolü: Üniversitelerde Karma Yöntemle Analiz
    (2025) Gözlükaya, Zeynep Çakanel; İrmiş, Ayşe
    Sürdürülebilirliğin yönetime entegre edilmesi, hem işletmeler hem de akademik kurumlar için stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir. Artan çevresel zorluklar ve paydaşların çeşitli beklentileri ışığında, birçok kurum yeşil yönetim yaklaşımını benimsemeye başlamıştır. Bu geçiş, sürdürülebilirliğe ve kaynakların sorumlu yönetimine olan bağlılığı yansıtmakta ve kurumsal hedefler ile çevre yönetimi arasında dengeli bir ilişki kurulmasını desteklemektedir. Bu yaklaşımın kurumlara başarıyla entegre edilmesi, çalışanların sürdürülebilirlik sürecine aktif katılımını gerektirmektedir. Sonuç olarak, duygusal zekâ ve yeşil örgütsel davranış arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Bu çalışma, duygusal zekâ ve yeşil örgütsel davranış arasındaki ilişkide yeşil yönetimin aracılık rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. İlk bölümde sürdürülebilirlik kavramı ayrıntılı olarak ele alınırken, ikinci bölümde yeşil yönetimin tarihi, amaçları, faydaları ve çeşitli yeşil örgütsel davranış türleri teorik bir çerçevede ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde, duygusal zekâya kapsamlı bir genel bakış sunulmaktadır. Dördüncü bölümde ise çalışmanın amacı, metodolojisi, veri toplama araçları, gerekli analizler ve temel bulgular açıklanmaktadır. Sonuçlar, duygusal zekânın yeşil örgütsel davranış üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkiye sahip olduğunu, yeşil yönetimin bu ilişkide kısmi aracı rol oynadığını göstermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Bazı ilaç etken maddelerinin polimerik membranlar ile taşınım özelliklerinin incelenmesi
    (2025) Çalık, Gamze; Alpoğuz, Hamza Korkmaz
    Bu tez çalışmasında, literatürde ilk kez norfloksasin (NOR) ve enrofloksasin (ENR) etken maddelerinin ekstraksiyonu amacıyla, polimerik membran bileşiminde taşıyıcı olarak bis(2-etilheksil)fosforik asit (B2EHP), polimer destek maddesi olarak selüloz triasetat (CTA) ve plastikleştirici olarak 2-nitrofeniloktil eter (2-NPOE) kullanılarak bir polimer içerikli membran (PIM) sentezlenmiştir. Ayrıca, sabit elektrik akımı altında çalışan elektromembran ekstraksiyonu (EME) yöntemi, NOR ve ENR hedef analitleri ile birlikte polimer içerikli membran sistemiyle (EME/PIM) birleştirilerek uygulanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında, sentezlenen PIM'ler kullanılarak pasif difüzyon esaslı taşınım deneyleri gerçekleştirilmiş ve optimum deney koşulları belirlenmiştir. Transport deneyleri sonucunda hız sabiti (k), geçirgenlik katsayısı (P), akı (J) ve geri kazanım yüzdesi (%RF) gibi kinetik parametreler hesaplanmıştır. Optimum koşullarda gerçekleştirilen PIM deneylerinde, NOR için %RF 91,36, ENR için ise %RF 90,65 olarak bulunmuştur. Optimum şartlar belirlendikten sonra, sistemin performansını değerlendirmek amacıyla EME prosesi uygulanmıştır. Bu yöntem sayesinde, pasif difüzyonda yaklaşık 35 saat süren taşınım süresi, EME uygulaması ile yaklaşık 75 dakikaya düşürülmüş ve %RF 76–77 aralığında yüksek verimlilik elde edilmiştir. Ayrıca, geliştirilen membran sisteminin gerçek numunelere uygulanabilirliği test edilmiştir. Tavuk kası dokusu örneklerinde bulunan NOR ve ENR'nin başarıyla ekstrakte edilmesi, yöntemin biyolojik matrikslerde de etkin bir şekilde çalıştığını göstermiştir. Son olarak, hazırlanan polimerik membranların yüzey morfolojisi ve kimyasal yapısı SEM, EDX ve FTIR analizleri ile karakterize edilmiştir. Elde edilen bulgular, bileşenlerin polimer matris içinde homojen olarak dağıldığını, membranların mekaniksel olarak kararlı ve tekrar kullanılabilir bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir.
  • Doctoral Thesis
    Turboşarjlı Traktörlerde Ara Soğutucudan Önce Termoelektrik Jeneratör Kullanımının Numerik Olarak İncelenmesi
    (2025) Gürcan, Ali; Yakar, Gülay
    Bu tezde, turboşarjlı bir traktör motorunun kompresörü ile ara soğutucusu arasında konumlandırılmış termoelektrik jeneratör (TEJ) sisteminde, modüllerin soğuk yüzeyine yerleştirilen farklı ısı kuyusu tasarımların sistem performansına olan etkileri nümerik olarak analiz edilmiştir. Literatür incelemeleri, TEJ modüllerinde kullanılan ısı kuyularının genellikle plaka şeklindeki kanatçıklardan oluştuğunu göstermektedir. Bu tez çalışmasında ise, TEJ modülün soğuk tarafında, plaka tipinin dışına çıkılarak delikli ve yarıklı kanatçık geometrileri kullanılmış; böylece sınır tabaka davranışı değiştirilerek soğuk yüzeyden ısı transferinin artırılması amaçlanmıştır. Uygulanan bu tasarım yaklaşımı sonucunda, TEJ sisteminin genel performansında belirgin bir iyileşme elde edilmiştir. Mevcut araştırmalar incelendiğinde, birçok çalışmanın TEJ modüllerinin performansını artırmak amacıyla p- ve n-tipi yarı iletken elemanların boyutlarında yapılan değişikliklere odaklandığı görülmektedir. Ancak, bu modüllerde kullanılan ısı kuyularda plaka kanatçıklarda değişiklik yaparak ısı transferini ve dolayısıyla TEJ performansını artırmayı hedefleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu açıdan, bu çalışma literatüre önemli katkılar sunmaktadır. Tez kapsamında, levha tipi plakalı kanatlar (PF), levha kanatlara delik açılması ile oluşturulan tasarımlar (PF-CP, PF-FBCP), yarıklı kanatlar (S0.5H3, S0.5H15 vb.) ve farklı gözenek yoğunluğuna (10, 20 ve 40 PPI) sahip açık hücreli alüminyum köpük ısı kuyuları incelenmektedir. Bu farklı tasarımların, TEJ modüllerinden elde edilen gerilim, akım, elektriksel güç ve ısıl verim üzerindeki etkileri; ayrıca basınç düşümü, fan gücü ihtiyacı ve ara soğutucuya giren hava sıcaklığı gibi parametreler üzerindeki sonuçları nümerik olarak araştırılmaktadır. S0.5H15 konfigürasyonu için yapılan nümerik analizlerde, plaka PF konfigürasyonuna kıyasla ısıl verimlilik yaklaşık %5, çıkış voltajı yaklaşık %3 ve toplam TEJ çıkış gücü ise %6,2 oranında daha yüksek olarak elde edilmiştir. Açık hücreli alüminyum köpük dışındaki ısı kuyularında elde edilen basınç düşüşü değerleri neredeyse aynı seviyededir. TEJ sistemlerinde farklı ısı kuyularının kullanılması, TEJ içermeyen duruma göre ara soğutucuya giren hava sıcaklığında yaklaşık %3,4–3,5 oranında bir düşüşe yol açmıştır. Bu azalma, motor verimliliğinde TEJ uygulamasının iyileştirici bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Amid köprülü artesunat türevlerinin antikanser özelliklerinin belirlenmesi
    (2025) Abdelsalam, Amine Hafis; Arslan, Şevki
    Kanser, dünya genelinde en yaygın ölüm nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Tedavisindeki zorluklar, hastalığın biyolojik çeşitliliği ve konvansiyonel tedavilere karşı direnç geliştirme kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, yeni ilaç adaylarının keşfi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, sıtma tedavisinde yaygın olarak kullanılan ve antikanser etkileri de bildirilen artesunat bileşiği; benzofuran, piperidin, karbazol ve indol biyolojik olarak aktif heterosiklik iskeletlerle amid bağları aracılığıyla birleştirilerek yeni hibrit moleküller tasarlanmış ve sentezlenmiştir. Sentezlenen hibrit bileşiklerin antikanser aktiviteleri; kolon (Caco-2), prostat (LnCap), karaciğer (HepG2), akciğer (A549), endometrial (Ishikawa), meme (MDA-MB231) ve tiroid (TT) olmak üzere çeşitli insan kanser hücre hatlarında değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, sitotoksisite, apoptoz indüksiyonu, hücre invazyonu, migrasyon ve koloni oluşturma potansiyelleri incelenmiştir. Ayrıca, türevlerin antiinflamatuar özellikleri, fare makrofaj hücre hattı olan RAW264.7'de araştırılmıştır. Artesunat-benzofuran türevleri, güçlü ve seçici sitotoksik etki göstermiş olup, EC50 değerleri Caco-2 için 12–248 μM, LnCap için 1,37–139 μM, HepG2 için 1,30–233 μM, Ishikawa için 7,8–223 μM, TT için 4–108 μM, MDA-MB231 için 21–206 μM ve A549 için 60–328 μM arasında belirlenmiştir. Artesunat-piperidin türevlerinin EC50 değerleri farklı hücre hatlarında 3,25–163,3 μM arasında değişmiştir. Artesunat-karbazol ve -indol türevleri ise 53,6–141,5 μM aralığında belirlenmiştir. Test edilen, artesunat türevlerin BAX, CASP3, CASP8, CASP9 ve P53 proapoptotik genleri aktive ederek apoptozu indüklediğini; MMP-2 ve MMP-9 genlerini baskılayarak hücre migrasyonunu inhibe ettiğini göstermiştir. Ayrıca, koloni oluşturma yeteneklerini anlamlı şekilde baskıladıkları belirlenmiştir. İnflamasyon modelinde ise tüm türevlerin LPS ile uyarılan RAW264.7 hücrelerinde nitrik oksit üretimini azalttığı ve COX-2, iNOS, TNF-α, IL-6 ve IL-10 inflamatuar belirteçlerin ekspresyonunu modüle ettiği saptanmıştır. Sonuç olarak, sentezlenen artesunat bazlı hibrit moleküller, hem antikanser hem de antiinflamatuar potansiyel göstermiştir. Bu nedenle, çok işlevli terapötik ajanlar olarak değerlendirilebilmeleri için ileri düzey in vivo çalışmaların yapılması önerilmektedir.
  • Doctoral Thesis
    Gottman İlişki Dinamikleri ile İlişki Kalitesi Arasında Romantik İlişki Stresi ve Bağlanma Davranışlarının Aracı Rolü: Diyadik Bir İnceleme
    (2025) Bilgen, Ayşe Cansu; Türkdoğan, Turgut
    Bu araştırmanın amacı, evli çiftlerde Gottman Çift Terapisi'ne dayalı romantik ilişki dinamikleri ile ilişki kalitesi arasındaki ilişkide romantik ilişkide algılanan stres ve temel bağlanma davranışlarının aracılık rolünü diyadik bir bakış açısıyla incelemektir. Araştırma, ilişkisel süreçlerin yalnızca bireysel düzeyde değil, eşler arasındaki karşılıklı bağımlılık bağlamında ele alınmasının öneminden hareketle Aktör–Partner Karşılıklı Bağımlılık Aracılık Modeli (APIMeM) kapsamında tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 202 evli çift oluşturmaktadır. Veri toplama sürecinde Romantik İlişkide Algılanan Stres Ölçeği, Boşanma Göstergeleri Ölçeği-Kısa Formu, Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği ve Duyarlılık, Ulaşılabilirlik Yakınlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, Gottman ilişki dinamikleri ile ilişki kalitesi arasındaki ilişkide, romantik ilişkide algılanan stresin ve temel bağlanma davranışlarının anlamlı aktör aracılık rolleri üstlendiğini, partner etkilerinin ise sınırlı olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, ilişki kalitesinin büyük ölçüde bireylerin kendi içsel stres deneyimleri ve bağlanma düzenleme süreçleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Öte yandan, cinsiyete özgü bulgular, partner etkilerinin kadınlar için daha çok romantik ilişkide algılanan stres gibi duygu-odaklı ve içsel süreçler üzerinden; erkekler için ise temel bağlanma davranışları gibi davranış-odaklı ve ilişkisel tepkiler üzerinden işlediğini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle çalışma, diyadik analiz yaklaşımının yalnızca karşılıklı etkileri sınayan bir yöntem olmadığını; ilişkisel bağlam içinde içsel süreçlerin nasıl işlediğini anlamaya imkân veren bütüncül bir çerçeve sunduğunu göstermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Fraktal-HRP: Portföy Optimizasyonunda Hibrit Makine Öğrenmesi Önerisi
    (2025) Yavuz, Melike; Uyar, Umut
    Yarım yüzyılı aşkın süredir yatırımcılar, belirsiz piyasa koşullarında portföylerini optimize etmek için Markowitz'in (1952) geliştirdiği ortalamavaryans modeline başvurmaktadır. Ancak model, özellikle olağanüstü piyasa koşullarında taşıdığı normal dağılım varsayımları sebebiyle başarısız olabilmektedir. Bu açıdan uygulamada önemli sapmalarla karşılaşan model, özellikle konsantrasyon problemi nedeniyle ciddi eleştrilere maruz kalmaktadır. Yatırım olanakları kümesi içerisinde sınırlı varlığa yatırım yapılmasını öneren bu optimizasyon yaklaşımı, piyasadaki belirli varlıkların gereğinden fazla veya eksik değerlenmesine neden olabilmekte; ayrıca olağanüstü piyasa koşullarında büyük kayıplara yol açabilmektedir. Bu problemlere birçok araştırmacı çözüm önerisi sunmaya çaba göstermiştir. Lopez de Prado, portföy yönetimi için 2016'da makine öğrenimine dayalı 'Hiyerarşik Risk Paritesi' (HRP) yöntemini önermiştir. HRP, konsantrasyon problemini azaltmakla birlikte, farklı piyasa ortamlarında ortalama-varyans modeli karşılaştıldığında sınırlı senaryolarda performans üstünlüğü sunabilmiştir. Bu çalışma, ortalama-varyans modelinin eleştirilerine cevap veren ve modele karşı performans üstünlüğü sağlayabilecek hibrit bir makine öğrenmesi algoritması geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu hedef doğrultusunda fraktal piyasa hipotezi ile HRP yöntemini birleştirerek FRAKTAL-HRP adında yeni bir hibrit yaklaşım geliştirilmiştir. Geliştirilen yeni yöntem, risk ölçütü olarak standart sapma yerine Hurst üstelini kullanmayı; matematiksel optimizasyon yerine makine öğrenmesine dayalı kümeleme algoritmalarını; sabit varlık ağırlıkları yerine belirli periyotlarda değişen dinamik ağırlıklara yatırım yapılmasını önermekte ve son olarak da ortalama-varyans modelinin konsantrasyon problemini çözüme ulaştırmaktadır. FRAKTAL-HRP'nin yerel değil global performans üstünlüğüne sahip olabilmesi için sınamalar 2004-2024 yılları arasında 18 farklı varlık piyasasında test edilmiştir. Bir piyasa dışında, her piyasanın kendine özgü dinamiklerde, yatırımcılara ortalama-varyans modeline karşı üstünlük elde edebilecekleri yatırım ağırlıkları sunulmuştur. Elde edilen bulgular, FRAKTAL-HRP'nin özellikle karmaşık piyasa koşullarında güçlü bir alternatif oluşturduğunu göstermektedir.
  • Doctoral Thesis
    0-3 Yaş çocukların dil becerileri ile dijital teknoloji kullanımları arasındaki ilişkiye aracılık eden faktörlerin boylamsal incelenmesi
    (Pamukkale Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Harmandar Ergül, Dilara; Işıkoğlu, Nesrin
    Dijital teknolojilerin günlük yaşamda yaygınlaşması, özellikle bebeklik dönemindeki kullanımın ve ebeveyn rehberliğinin çocukların dil becerileri açısından incelenmesini önemli hâle getirmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı; bebeklerin dil becerileri ile dijital teknoloji kullanımları arasındaki boylamsal ilişkiyi incelemek ve ebeveynlerinin dijital teknoloji kullanımı, dijital ebeveynlik davranışları, maternal bağlanma, mizaç, anne-baba tutumları, kullanım sırasındaki ebeveyn-bebek etkileşimi ve sosyodemografik özelliklerin bu ilişkideki olası aracılık rollerini belirlemektir. Bu amaçla araştırmada iç içe karma desen benimsenmiş; nicel bölümde ardışık boylamsal desen, nitel bölümde ise durum çalışması deseni uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini 8-36 aylık 220 bebek ve ebeveyni, çalışma grubunu ise bu ailelerden amaçlı örneklemeyle seçilen 15 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmanın nicel verileri; Ankara Gelişim Tarama Envanteri, Türkçe İletişim Gelişimi Envanteri, Dijital Ebeveynlik Davranışları Ölçeği, Bebeklerde Dijital Teknoloji Kullanımı Ölçeği, Maternal Bağlanma Ölçeği, Ebeveyn Tutum Ölçeği, Çocuklar için Mizaç Değerlendirme Bataryası ve Teknoloji Kullanım Anketi, nitel verileri ise Ebeveyn-Bebek Etkileşimi Gözlem Formu ve yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmıştır. Boylamsal verilerin analizinde ANOVA ve LMM testleri, aracılık ilişkilerinin belirlenmesinde yapısal eşitlik modellemesi, nitel verilerde ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları; bebeklik dönemi boyunca dil becerilerinin ve bebeklerin dijital teknoloji kullanımlarının arttığını ancak anne-babalarının dijital ebeveynlik davranışlarında anlamlı bir fark oluşmadığını ortaya koymuştur. Bebeklerin dil becerileri ile kendilerinin ve ebeveynlerinin dijital teknoloji kullanımlarının ilişkisiz olduğu ancak bebeklerin kullanımında teknoferans, anne ekran süresi ve anne-baba tutumlarının belirleyici olduğu saptanmıştır. Bu anlamlı ilişkilerde ebeveyn eğitimi ve anne çalışma durumu gibi sosyodemografik özelliklerin düzenleyici rol üstlendiği görülmüştür. Araştırmanın nitel sonuçları ise ebeveynlerin dijital teknolojilerin dil becerilerine etkisine ilişkin görüşlerinin bebeklik dönemi boyunca olumlu yönde değiştiğini, birlikte kullanım sırasındaki ebeveyn-bebek etkileşiminin geliştirilmesi gereken yönleri bulunmakla birlikte artış gösterirken teknoferansa ilişkin ebeveyn farkındalığının sınırlı kaldığını göstermiştir. Bu sonuçlar ışığında dijital ebeveynliğe yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılması önerilmektedir.
  • Doctoral Thesis
    Kronik ayak bileği instabilitesi olan sporcularda nörobilişsel eğitimin ağrı, propriyosepsiyon, yaralanma kaygısı ile fonksiyonel ve nörobilişsel performans üzerine etkisi
    (2025) Tekin, Ebru; Ünver, Fatma
    Amaç: Bu çalışma ile kronik ayak bileği instabilitesi (KAİ) olan sporcularda nörobilişsel eğitim (NE)'in ağrı, propriyosepsiyon, yaralanma kaygısı, fonksiyonel ve nörobilişsel performans üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Balıkesir ilinde yaşayan yaş ortalaması 11,10±1,06 yıl olan KAİ tespit edilen 30 sporcu dahil edilmiştir. Sporcular basit rastgele randomizasyon ile çalışma (n=15) ve kontrol grubu (n=13) olarak iki gruba ayrılmıştır. Çalışma grubuna ilk hafta alıştırma eğitimi olmak üzere haftada 2 gün 4 hafta sürecek şekilde NE programı uygulanmıştır. Kontrol grubu antrenmanlarına devam etmiş, ek bir müdahale uygulanmamıştır. Her iki gruba da başlangıçta ve 4 hafta sonrasında Fonksiyonel Ayak Bileği İnstabilite Ölçeği (FABİT), Cumberland Ayak Bileği İnstabilite Ölçeği (CAIT), ağrı, propriyosepsiyon, yaralanma kaygısı değerlendirmeleri; Postüral Stabilite Testi, Y Denge Testi (YDT), Yana Atlama Testi, Reaktif Denge Testi (RDT), Seçim Reaksiyon Zamanı Üst Ekstremite Testi uygulanmıştır. Bulgular: Sonuçlar analiz edildiğinde çalışma grubunda FABİT'te azalma (p<0,001), CAIT'te artış (p=0,004), ayak bileği propriyosepsiyon dorsifleksiyon (p=0,003) ve plantar fleksiyon (p=0,018) değerlerinde iyileşme, yaralanma kaygısında azalma (p=0,013) YDT'nin anterior komponentinde azalma (p=0,048), postüral stabilite değerlendirmesinde anterior salınımda azalma(p=0,054), RDT sonuç ölçütleri olan alt ekstremite reaksiyon süresinde azalma (p=0,030) ve dinamik denge göstergesi olan doğruluk yüzdesinde ise artış (p=0,003) bulunmuştur. Kontrol grubunda ise sadece ayak bileği plantar fleksiyon propriyosepsiyonunda iyileşme (p=0,028), antrenman sonrasındaki ağrı düzeyinde ise artış bulunmuştur (p=0,030). Sonuç: Sonuç olarak NE'nin ayak bileği instabilite semptomlarında azalma sağladığı, propriyosepsiyonu iyileştirdiği, yaralanma kaygısını azalttığı fonksiyonel ve nörobilişsel performansta iyileşmeler elde edildiği bulunmuştur. Bilişsel yüklenme ile yapılan denge eğitimi, spor sırasında karşılaşılabilecek çoklu görevleri simüle ederek fonksiyonel adaptasyonu artırabilir. Anahtar Kelimeler: Ayak Bileği İnstabilitesi; Bilişsel Yüklenme, Reaktif Denge Testi
  • Doctoral Thesis
    In Vitro Sindirilmiş Nar Kabuğu Polifenollerinin Amiloid Beta Plak Çözündürme Etkinliklerinin Diferansiye SH-SY5Y Hücrelerinde Araştırılması
    (2025) Urgancı, Ünkan; Işık, Fatma; Arslan, Şevki
    Bu çalışmada nar kabuğunun (Punica granatum L.) in-vitro sindirim sonrasında Alzheimer hastalığı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada nar kabuğu, in-vitro gastrointestinal sindirim basamaklarından geçirilmiş, sindirim öncesi ve sonrası polifenol profilleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC-DAD) ile analiz edilmiştir. İnsan glioblastoma hücreleri (U87MG) üzerinde Aβ1-42 kaynaklı toksisite ve plak oluşumu incelenmiş; sindirilmiş (SNK) ve sindirilmemiş nar kabuğu (NK) örneklerinin sitotoksisite, Aβ agregasyonu ve fibril morfolojisi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ayrıca Raw264.7 makrofaj hücrelerinde lipopolisakkarit (LPS) ile uyarılan enflamatuar yanıt, seçilen genlerin (iNOS, IL-6, TNF-α, NF-κB, COX-2 ve IL-10) ekspresyon düzeyleri üzerinden değerlendirilmiştir. Sonuçlar, sindirim sırasında polifenollerin kısmen degradasyona uğradığını, ancak biyoaktivitenin belirli oranda korunduğunu göstermektedir. NK ve SNK uygulamaları, toksik olmayan konsantrasyonlarda hücre canlılığını desteklemiş, Aβ1-42 agregasyonunu azaltmış ve enflamatuar genlerin ekspresyonunu modüle etmiştir. Bu bulgular, nar kabuğunun sindirim sonrasında bile anti-amiloidojenik ve immünomodülatör özelliklerini kısmen koruduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma in-vitro sindirim ve hücre kültürü modelleri ile sınırlı olmakla birlikte, elde edilen veriler nar kabuğunun fonksiyonel gıdalarda veya besin desteklerinde kullanılabilecek sürdürülebilir bir biyoaktif materyal olabileceğini düşündürmektedir.
  • Doctoral Thesis
    Yapay Zekânın Gücü ve Sınırları Üzerine Felsefi Bir Soruşturma: John Searle
    (2025) Çam, Atilla Volkan; Yaldır, Hülya
    Bu tez çalışmasında, yapay zekânın insan zihnini temsil etme kapasitesi felsefi bir perspektiften ele alınacaktır. Çalışmamızda temel hedefimiz, yapay zekânın insan zihninin öznel, bilinçli ve niteliksel yönlerini tam anlamıyla taklit edemeyeceğini ortaya koymaktır. İlk aşamada, yapay zekâ kavramının tarihsel sürecini, temel yaklaşımlarını ve zihnin hesaplamalı modellerini inceleyeceğiz. Bu doğrultuda, insan benzeri davranış, problem çözme becerisi, doğal dil işleme ve makine öğrenmesi gibi alanlarda geliştirilen yöntemleri değerlendireceğiz. İkinci aşamada, yapay zekânın bilişsel temellerini epistemolojik ve ontolojik bakış açılarıyla sorgulayacağız. Nörobilimsel, psikolojik, temsili ve bağlantısal modeller üzerinden insan zihninin karmaşık yapısını çözümlemeye çalışacağız. Üçüncü aşamada ise John Searle'ün biyolojik natüralizm kuramı ekseninde yapay zekâ konusunu daha derinlemesine inceleyeceğiz. Bilinç, qualia ve işlevselcilik eleştirilerini merkeze alarak, Searle'ün Çin Odası Deneyi ışığında yapay zekânın sınırlarını tartışacağız. Bu bölümde, sistem, robot ve beyin simülatörü yanıtları gibi çeşitli karşı argümanları da değerlendireceğiz. Son olarak, zihinsel nedensellik sorununu Searle'ün yaklaşımı doğrultusunda ele alacağız. Nedensel dışlanmışlık problemi ve insan davranışının açıklanması çerçevesinde yapay zekânın etik ve nedensel boyutlarını irdeleyeceğiz. Tezimizin genel hedefi, yapay zekânın insan zihninin derin yapısal özelliklerini ve bilinçli deneyimini temsil edemeyeceğini göstermek olacaktır. Bu çalışma ile yapay zekânın yalnızca işlevsel süreçleri taklit edebildiği, fakat insan zihninin özgün, bilinçli ve bütüncül doğasına erişemeyeceği sonucuna ulaşmayı planlıyoruz.
  • Doctoral Thesis
    Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan Çocuk Edebiyatında Hikâye (Temsilciler-İnceleme-Metin)
    (2025) Sözen, Yaşar; Sağlam, Soner
    19. yüzyılın sonu ila 20. yüzyılın başlarında teşekkül ederek varlığını günümüze kadar devam ettiren Azerbaycan çocuk edebiyatı, Azerbaycan edebiyatının önemli bir kolunu oluşturur. Birçok araştırmacı ve bilim insanı tarafından tasnif edilerek dönemlere ayrılan Azerbaycan çocuk edebiyatı, genel anlamda Maarifçilik, Sovyet ve Bağımsızlık olmak üzere üç ana dönemden meydana gelir. Azerbaycan çocuk edebiyatının son dönemini teşkil eden Bağımsızlık devri, 1991 yılından başlayıp günümüze kadar olan süreyi ihtiva eder. Bu dönemlerin dışında klasik dönem şair ve yazarlarının çocuklara yönelik kaleme aldıkları edebî numuneler ve şifahi gelenek türleriyle Azerbaycan çocuk edebiyatı, zengin bir edebiyat kültürüne ve geleneğine sahiptir. Şahsiyet, dönem, tür ve eser bağlamında zengin bir geleneğe sahip olan Azerbaycan çocuk edebiyatı, sözlü ve çağdaş olmak üzere birçok edebî türü içinde barındırır. Azerbaycan çocuk edebiyatındaki çağdaş edebî türlerden biri de çocuk hikâyesidir. Çalışmada Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan çocuk edebiyatının hikâye türü üzerinde metin merkezli yapısal yöntem kullanılarak, çocuğa görelik ilkesinin iç yapı unsurları (konu, kahramanlar, dil ve anlatım, ileti) bağlamında tür incelemesi yapılmıştır. Bunun yanında Azerbaycan çocuk edebiyatının teşekkülü, tarihî gelişimi ve temsilcileri; çağdaş edebî tür olan hikâye türünün teşekkülü, tarihî seyri ve önemli temsilcileri hakkında da bilgi verilmiştir. Bir giriş ile dört ana bölümden meydana gelen çalışmada, araştırma sürecinde üzerinde inceleme yapılan hikâye metinlerine de yer verilmiştir. Bu bağlamda Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan çocuk edebiyatında hikâye türü incelenerek, hikâyelerde bu dönem içerisinde meydana gelen tema, konu, ileti, yapı, dil ve anlatım farklılık ve değişimleri bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Böylelikle hikâye türündeki değişim, tematik ve yapısal olarak incelenmiştir.
  • Doctoral Thesis
    Yükselen Piyasa Ekonomilerinde Finansal Entegrasyon: Faktör Modellerinden Kanıtlar
    (2025) Kılıç, Emre; Nazlıoğlu, Şaban
    Bu çalışmanın amacı, 2005–2025 dönemi için 23 yükselen piyasa ekonomisinin hisse senedi piyasalarına ilişkin kapsamlı bir veri seti kullanarak finansal entegrasyon yapısını incelemektir. Araştırmanın temel odağı, finansal entegrasyonun asimetrik bir yapı gösterip göstermediğini analiz etmektir. Bunun için geleneksel ve kantil faktör modellerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca, gözlemlenebilir makroekonomik ve finansal faktörlerden oluşan bir değişken seti oluşturularak, bu değişkenlerin gözlemlenemeyen faktörleri açıklama gücü analiz edilmektedir. Sonuçlar, yükselen piyasa ekonomilerinde finansal entegrasyonun belirgin biçimde rejim bağımlı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Normal piyasa koşullarında ortak faktörlerin açıklama gücü yüksekken, pozitif ve negatif aşırı getiri dönemlerinde ülkeye özgü faktörlerin güçlendiği gözlemlenmektedir. Bu sonuçlar, finansal entegrasyonun stokastik bir süreç değil, piyasa duyarlılığına bağlı olan dinamik bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, finansal entegrasyonun düzeyini belirleyen faktör yapısının makro-finansal açıdan büyük ölçüde küresel finansal koşullar (VIX, kur, emtia fiyatları) tarafından yönlendirildiği görülmektedir.